Ders ayetleri: Bakara 8-12.
"İnsanlardan bir kısmı da vardır ki, biz Allah'a ve ahiret gününe inandık derler. Halbuki onlar asla inanıcı değilidrler."
Bu ayet-i celile münafıkların vasıflarnı beyan etmektedir. Nisa suresinde de böyle bir ayet vardır:
"Muhakkak münafıklar (lisanlarıyla imanı açığa vurmak ve kalplaerinde küfrü gizlemek suretiyle zanlarınca) Allah'a hile yaparlar. Allah'da hilelerinin karşılığını vericidir.
Onlar namaza kalktıkları zamantembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı pek az zikreder (hatıra getirir)ler, anarlar."(Ayet:142)
İnsanoğlu, Allah'a birşey edemez, ama kendisi kendisini perişan edebilir. Allah-u Teala ayet-i kerimesinde: "Onlar namaza tembel tembel kalkarlar." buyuruyor.
Bakın tembellik nifak nişanıdır. Amellerin en şereflisi, en faziletlisi ve en hayırlısı olan namazda, münafıkların sıfatı budur. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, zira namaz kılmaya gönülleri yoktur.
Onlar namazına farziyetine inanmazlar. Allah'tan korkuları yoktur. Namazın manasınıda anlamazlar. İbn-i Abbas(radıyallahu anhuma) buyuryor ki: "Müslümanın namaza tembel olarak kalkması hoş görülmemiştir. Namaza güler yüzle, büyük bir istekleve sevinçle kalkmak gerekir, çünkü namaz Allah'a münacatta bulunmaktır."
Cenab-ı Hak, münafıklara, küfrünü aşikar edenlerden daha fazla buğz etmektedir. Bu sebeplede cehennemin en alt tabakasında bulunacaklar. Böyle olmaktan Allah'a sığınırız.
"Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar, onlara yardımcı bulamazsın." (Nisa sr:145)
Allah-u Teala, dünyada tövbe edenlerin tövbesini kabul buyuruyor. İnsan tövbesinde ihlas üzere ve amelinde dürüst olup, bütün işlerinde Rabbisine yönelenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"Ancak tövbe edenler, hallerini ıslahta bulunanlar, Allah'a sarılanlar ve dinlerini Allah için halisane kılanlar müstesnadır. Onlar müminlerle beraberdirler, müminlere ise Allah(-u Teala) pek büyük mükafat verecektir." (Nisa sr:146)
Buradan anlaşılıyor ki, insan bozulduktan sonra düzelebilir. Ama düzeldikten sonra da bozulabilir. İtaatte devamda bizi ancak muvaffak kılar. Nitekim yüce Allah bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
"(Ey Resulüm!) Sabret, senin sabrında ancak Allah'ın yardımıyladır. (Kafirlerin yüz çevirmesinden) mahzun olma ve yaptıkları hileden de telaş edip sıkıntıya düşme." (Nahl sr:127)
Muhakkak Allah, takva sahipleriyleve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir." (Nahl sr:128)
Mevla Teala, ben varım, ben var iken korkmayın buyuruyor. Kul: " Benim Allah'ım var, beni O muhafaza eder" demelidir. O'nu beğenmeli, O'nun işlerini yerli yerinde bulmalıdr. O'nun işlerini beğenmeyende hiç iman olur mu?
Herkes Mevle Teala ile beraberdir, fakat beraberlikler arasında fark vardır. Zikirle beraberlik olursa, o çok iyidir. Ancak Mevla Teala herkesle beraberdir. Bu beraberlikten mütakki kullarla, iyilik yapanlar istifade edebilirler.
Allah-u Teala Hazretleri, zahirimize, batınımıza yani dışımıza ve içimize vakıftır. Kul namaza dururken lisanıyla Allah-u Ekber der fakat kalbinde ne mahkemeler kurar, kendi kendine ne fetvalar verir. Ya Rabbi kendimizi sana havale ettik, Sen bizi muhafaza eyle!
Münafık: İki yüzlü kimseye denir. İki türlü münafık vardır. Birisi imanda münafıktır, kalbinde iman olmadığı halde dışarıdan imanlı gibi görünür, müminlerin yanında "ben müslümanım" der. Kendi gibi kafirlerin yanında ise, müslüman olmadığını söyler. İmanda münafıklar kafirlerdir. Bunların cezası ,sonsuz olarak cehennemin en alt tabakasında kalmaktır.
Birde imanlı oldukları halde amelde münafıklık yapanlar vardır. Bunlar yalnızken ibadet etmezler. Mesela namz kılmazlar, başkalarının yanında bulundukları zaman abdest alıp namaz kılarlar.
Bu gibi münafıklık yapan müminlerin cezası Allah-u Teala'nın dilemesine kalmıştır, onlar hakkında ne dilerse onu yapar.
Mevla Teala münafikun suresinde buyuruyor ki.
"Ey Habibim! Münafıklar sana geldikleri zamanda:'Biz şahitlik ederiz ki, cidden Sen Allah'ın Resulüsün' derler. Hakikaten Allah da senin kendi resulün olduğunu bilir. Bununla beraber Allah şehadet eder ki, münafıklar hakikaten yalancıdır."(Ayet:1)
Ayet-i kerimesinde münafıklar te'kidle: "Biz şahitlik ederiz ki, Sen Allah'ın Resulüsün" diyorlar. Onların bu şekilde yeminle şehadet etmeleri Hazret-i Muhammed(sallallahu aleyhi ve sellem) in Allah'ın resulü olduğunu bildirmek değildir.
Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Allah'ın resulü olduğunu hem kendisi hemde müminler iyi bilir. Onların maksadı bu şehadetle kalplerindeki küfrü gizlemeye çalışmalarıdır.
Mevla Teala buyuruyor ki.
"Allah (Azze ve celle) şehadet eder ki, muhakkak münafıklarelbette yalancıdır."
Yani onların söyledikleri, söz bakımından doğrudur fakat onlar şu yönden yalancıdırlar: Münafıklar, Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem)in, Allah'ın Resulü olduğuna inanmadıkları için yalancıdırlar.
Kalplerinden inanmadıkları halde inandıklarını söyledikleri için yalancıdırlar. Şahitlik ederiz diye yalanlarını yeminle te'kide çalıştıklarından dolayı yalancıdırlar.
Mevla Teala Hazretleri münafıkların kalpleri inkar edici olduğu halde sadece dilleriyle "iman ettik" demelerinin iman olmadığını bildirdikten sonra şimdiki ayet-i kerimede de onların kötü hallerinden biri olan hilelerini açıklıyor. Şöyle ki:
(Ders ayeti)
"(Bunlar sadece lisanen iman ettik demeleriyle) Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar, halbuki (böyle yapmalarıyla) ancak kendilerini aldatırlar da (bunun) farkına varmazlar."
Onların hileleri:Kalpleriyle Allah'a, Resulüne ve müminlere muhalefet ettikleri halde, zahirde mümin olduklarını ifade ederek küfürlerini gizlemeleridir.
Kendilerince hem Allah'a, hem Resulüne, hemde müminlere hile ediyorlar. Onlar bu hileleriyle kendi nefislerinden başka kimseye zarar vermezler. Allah onların bütün hallerini bildiği gibi, hilelerinide bilir. Peki onlar niçin böyle yapıyorlar?
(ders ayeti)
Esteizübillah:
"Onların kalplerinde bir hastalık vardır. (Allah-u Teala) onları hastalık bakımından artırdı ve yalan söylemeleri sebebiyle, onlar için gayet acı verici bir azap vardır."
Ayet-i celilede geçen "Maraz" şek, nifak, inkar, dünya sevgisidir. Birde kendi nefsini sevmektir. Yazık olsun bizlere! Kendi nefsimizi niye severiz? Rabbimizi sevelim. Neden? Çünkü bütün iyilikler Allah'tandır.
Hiç kimse gökten bir damla yağmur indiremez. Yağan yağmurlar içinde, bu bizim hünerimizdir diyemez. Teknik olarak yağmur yağdırmak için çok uğraşıyolar milyarlar sarf ediyorlar da Mevla Tealaya yalvarmayı ayıp sayıyorlar. Dua etmeye gelince yobazlık diyorlar.
O zavallıların yobazlık, gericilik dedikleribenim olsun, tabii benim olan sizinde olur. İmam-ı Rabbani Hazretleri yüzbeşinci mektubunda şöyle der: "Bazı hastalara bazı gıdaların, hastalığının devam ettiği müddetçe asla menfaat vermeyeceği söylenir, isterse ona sunulan yiyecek yemeklerin en güzeli olsun, hatta hastalığını artırır. Bunun için evvela hastalığın giderilmesini düşünmek lazımdır, bundan sonra hastanın haline ve mizacına uygun gıdalarla hasta kuvvetlendirilmeğe çalışılır.
Bu mana insanın durumuna uyar. Allah-u Teala'nın buyurduğu "Kalplerinde maraz vardır" ayet-i kerimesiyle işaret edildiği gibi kalplerinde maraz olan kimselere ibadet ve taat asla fayda vermez, hatta zarar verir. Şu hadis-i şerifler de bu manaya işaret eder:
"Nice Kur'an okuyanlar vardır, Kur'an kendisine lanet eder."
"Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine ancak açlık ve susuzluk kalır."
Kalp hastalarının mütehassısları olan tasavvuf büyükleri de, ilk önce hastalığın giderilmesi için yapılcak şeyleri emir buyururlar. Hastalık, kalbin Hak Tealadan başkası ile olan alakasıdır. Hatta insanın kendi nefsine olan alakasıdır. Zira insan, neyi ister ve severse, kendi nefsi için ister ve sever. Malı, mevkiyi, rütbeyi hep kendi nefsi için ister.
Öyleyse gerçekte insanın mabudu (tapındığı) kendi nefsidir. İnsan bu bağlantılardan kurtulmadığı müddetçe, onun için felaha erme ümidi yoktur. İnsanın içinde ne kadar şirk varsa, ibadet o kadar zoruna gider. Şirk ne kadar silinirse, ibadette o kadar kolaylaşır. Peki şirk ne ile silinecek?