Müslümanlar duymadık demeyiniz, dersimizin ayet-i celilesinde, Mevla Teala zalimler topluluğuna hidayet etmeyeceğini buyuruyor. Yine deavm ile şöyle buyurmakta:
(Ders ayeti)
"İşte onlar (dinden çıkanlar varya), onların cezası: Allah'ın, meleklerin, ve bütün insanların laneti, muhakkak onların üzerinedir. Onlar bunun (bu lanetin ve cehennemin) içinde ebedi kalıcıdırlar. Onlardan azap (ları) hafifletilmeyecek ve kendilerine (yüzlerine) bakılmayacaktır."
Kafirlerin lanet içerisinde ebedi kalmalarının iki manası vardır:
1-Kıyamet gününde melekler, müminler ve cehennemde kendileriyle beraber olanlar, onlara devamlı lanet edeceklerdir ki, onlar hiç bir zaman lanetten kurtulamayacaklardır.
2-Lanetin ebediliği, onun eseri olan azabın ebediliği demektir.
Bu kadar büyük tehditlerden sonra Mevla Teala şöyle buyuryor:
(Ders ayeti)
"Ancak bundan sonra, tövbe edip (nefislerini) ıslah edenler müstesna, çünkü şüphesiz Allah(-u Teala) Gafur (kusurları son derece örten), Rahim (çok esirgeyen) dir."
Tövbe:Kulun hatasından , masıyetinden vazgeçip, Allah-u Teala'ya yönelmesidir.
Kulun masıyet işlediğinde, o haliyle sanki Mevla Teala'ya sanki arkasını döndü gidiyor, günahına karşı nedamet, pişmanlık duyduğunda da Mevla Teala'ya yönelmiş oluyor.
İçki içmek, zina yapmak, yalan söylemek, gıybet etmek gibi her bir günahtan tövbe etmek bu ayet-i kerimeye dahil değildir. Günahları irtikap edenler, günahlarından nedamet duyup tövbe ettiklerinde Mevla Teala onların tövbelerini kabul buyurur.
Mevla Teala Hazretleri, iman edip, o Resulün hak olduğuna kesinlikle şahitlik ettikten sonra, kafir olanları, o kadar kötü işler yapmalarından sonra, tövbe ettikleri takdirde, yine de affedeceğini buyuruyor, ne dersiniz? Ne diyebilirsiniz ki?
Şeytan ademoğlunu ümitsizliğe sürüklemek ister. Günahkarlara: "Sen bu kadar fenalığı işledikten sonra, affolmazsın" vesvesesini verir. Şeytanın vesveselerine bakmamak lazım.
Hazreti Vahşi (radıyallahu anh)ın pişman olup tövbe edişini ve tövbesinin nasıl kabul edildiğini hatırlayalım. Vahşi(radıyallahu anh) Uhud muharebesinde peygamberimizn sevgili amcası Hazreti Hamza(radıyallahu anh)ı şehit etmişti.
Mekke-i Mükerreme'nin fethedildiği gün öldürülmesi emredilen on iki kişiden birisi o idi. Mekke-i Mükerreme'den arkadaşlarıyla beraber uzaklaştı ve Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) e mektup gönderdi.
Mektubunda Mekke-i Mükerremede iken:
"Ve onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etmezler ve Allah'ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler ve zina da yapmazlar. Her kim bunları yaparsa günahlarının cezasına kavuşur." (Furkan suresi:68) mealindeki ayet-i kerimeyi duyduklarını fakat, kendilerinin Allah ile beraber başka ilahlara taptıklarını, Allah'ın haram kıldığı nefsi öldürdüklerini ,zina yaptıklarını yazdı.
Bunun üzerine Sure-i Furkanın 70. ayet-i kerimesi nazil oldu şöyle ki:
"Ancak tövbe eden ve iman eden ve salih amel ile amelde bulunan müstesna, Allah onların günahlarını sevaplara tebdil eder ve Allah çok bağışlayıcı, esirgeyici bulunmaktadır."
Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) bu ayet-i kerimeyi yazdırıp Vahşi(radıyallahu anh) a gönderdi. Onlar yazılan mektubu okudular, ayte-i kerimenin anlamını şiddetli buldular, Hazreti Vahşi (radıyallahu anh) "Ayet-i kerimedeki, Amel-i salihi işleme şartı ağır, biz salih amel işlemeden belki de ölürüz" diyerek tekrar mektup yazdı.
Bunun üzerine Sure-i Nisa'nın 116. ayet-i celilesi nazil oldu. Şöyle ki:
"Muhakkak ki Allah, kendine ortak koşanlarıbağışlamaz, bu günahtan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur. Kim Allah'a eş (ortak) koşarsa, doğrusu çok uzak bir sapıklığa sapmıştır."
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu ayet-i celielyi yazdırıp onlara gönderdi, Onlar da tekrar bir mektup yazdılar ve "Biz Allah-u Teala'nın affetmeyi dilediği kimselerden olmamaktan korkarız" dediler.
Bunun üzerine Sure-i Zümer'in 53. ayeti kerimesi nazil oldu. Şöyle ki:
"De ki: Ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden yes'e düşmeyiniz. Şüphe yok ki Allah, günahları cümleten yarlğılar. Muhakkak ki O, evet O, çok yargılayıcıdır, çok esirgeyicidir."
Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) derhal bu ayet-i celileyi yazdırdı ve onlara gönderdi. Hepsi islamı kabul gayesiyle, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)inhuzuruna geldiler ve şehadet gertirerek islam dinine girdiler.
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),Hazreti Vahşi'ye, Hamza (Radıyallahuanh) ı nasıl öldürdüğünü sordu. Hazreti Vahşi'de Cenab-ı Resule vakıayı olduğu gibi anlattı. Bunun üzerine Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Hazreti Vahşi'ye: "Eğer yapabiliyorsan bana görünme, arka saflarda otur." buyurdu. Vahşi(radoyallahu anh), şöyle derdi: "O'nu nerede gördüysem beni görmesin diye kendimi saklardım."
Vahşi (radıyallahuanh), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i görmekle Veysel Karani(radıyallahu anh) den üstün olmuştur. İnsanlarla, ümitlerini kesmeyecek tarzda konuşmalıdır. Lakin taviz vericide olmamalıdır. Tövbeyi sonraya bırakmamalarını söylemeli, tövbe eden ölünürse, büyük azaplara düçar kalınacağı onlara anlatılmalıdır.
İnsanları üç sınıfa ayırabiliriz:
1- İman edip amli salih işleyenlerdir. Bu sınıf dersimizin ayet-i celilesinin muhataplarıdır.
2-Sel giib günahlar içinde akıp giderken, duraklayan fakat henüz tövbe edip, kendilerini düzeltmeyenlerdir. Bu sınıf bu ayet-i celilenin ihata ettiği manalar içine girer.
3-Sel gibi günahlar içerisinde akıp giderken hiç duraklamayan, pişmanlık duymayanlardır ki, onalr bu ayet-i celileden istifa edici değillerdir.
Dersimizin ayet-i celilesine devam edelim:
"Şüphesiz imanlarından sonra, inkar edip sonra da küfür ve (inkarcılar) da ziyade olanların (gün be gün ilerleyenlerin) tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar sapıkların ta kendisidirler."
Avamil'de şöyle bir ibare vardır:
"Ruh bedende bulunduğu müddetçe, tövbe kabul edilir."
Ahiret aleminden pencere açılıncaya, can boğaza gelinceye kadar tövbeler kabul olunur. Can boğaza geldikten sonra, işlenilen günahlardan nedamet duymanın, amel etmek için dünya hayatına geri döbmek istemenin hiç bir faydası olmayacaktır. Bu hususta Mevla Teala İbrahim suresinin 44. ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
"İnsanlara azabın kendilerine gelceği günü haber verip onları korkut ki, o gün zulmedenler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bize yakın bir zamana kadar izin ver, senin çağrına uyalım, peygamberlerin izinden gidelim.'' Hani ya, bundan önce: 'Bize hiç bir zeval yoktur' diyeyamin etmemiş miydiniz?"
Hocalar vaaz ettiğinde onlara: "İşimize karışmayın" dememişmiydiniz? Derdiniz, şimdi ise dünya alemine dönmek istiyorsunuz, Bu mümkün değildir.
Dersimizin ayetlerine devam edelim:
"Şüphesiz inkar edip, kafir olarak ölenler (var ya), onların hiç birinden yer (dünya) dolusu altın fidye olarak verecek olsa da, kabul edilmeyecektir. İşte bunların hakkı acıklı bir azaptır ve kendileri için yardımcılardan (bir fert) de yoktur."
Elem verici azaba düçar olan kafirler o azaptan kurtulmak için dünyalar dolusu altın verseler, yine de bu, kendilerinden kabul edilmeyecek, ahirette ahirette azaptan kurtulamayacaklar, iğnenin tepesi kadar iman sahibi olamayacaklardır. Şimdi ise ne bolluk var, istediğimiz kadar (La ilahe illallah) diye biliyoruz.
"Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) vermedikçe, birr'e (en büyük iyiliğe Allah-u Teala'nın sevabına ve cennetine) asla erişemezsiniz. Ve her ne şeyi verirseniz, şüphe yok ki, Allah(-u Teala) onu hakkıyla bilicidir"
Ebu Talha (radıyallahu anh) Medine-i Münevvere'de hurmalık ve mal cihetiyle ensarın en zengini idi. Mallarından en sevdiği Beyruha (denilen bostanı) idi. Beyruha mescidin karşısında idi, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Beyruha girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi.
Dersimizin bu ayet-i celilesi nazil olduktan sonra, Ebu Talha (radıyallahu anh) Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) e "Ya Resulullah! Şüphesiz Mevla Teala "Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız" buyuruyor.
Bana malımın en sevgilisi olan ise Beyruha'dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında ahiret azığı olmasını ümit ediyorum. Ya Resulullah! Bu bostanımı Allah'ın sana gönderdiği yere koyunuz (münasip yerde kullanınız) dedi.
Bu söz üzerine Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem): "Ne hoş! Bu Beyruha kazançlı bir maldır. Ben bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm" buyurdu.
Ebu Talha (radıyallahu anh) da: "Ya Resulullah! Bende senin arzun gibi yaparım" dedi ve ve Beyruha'yı yakınları ve amcaoğulları arsında taksim etti.
Rivayet edildiğine göre, Zeyd Bin Harise ( radıyallahu anh) sevdiği bir atı getirerek: "Ya Resulullah! Bu Alllah yolunda sadakadır" dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de, Zeyd (radıyallahu anh) ın kendi oğlu Üsame (radıyallahu anh) ı o ata bindirdi.
Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem), Zeyd (radıyallahu anh) ın sadakanın kendi oğluna verilmesinden sanki müteessir olduğunu hissedince: "Bil ki, şüphesiz Allah(-u Teala) o atı (sadaka olarak) kabul etti." buyurdu.
Ebu Talha, Zeyd Bin Harise gibi daha bir çok sahabi (radıyallahu anhum) bu ayet-i celilenin sırrına nail olabilmek için bir takım infaklarda bulunmuşlardır.