Bu günkü dersimizin ayetleri Sure-i Yusuf'dan, bu Sure-i Şerif çok acaib tesirli bir suredir, okuyanların sıkıntısını, kederini giderir.

(Ders ayeti)
  "(Ey Resulüm!) De ki: 'İşte benim yolum (vazifem) budur (Allah'ın dinine davettir). Ben, Allah'a bir görüş ve anlayış üzere insanları davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar böyleyiz, Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, ben müşriklerden değilim"

   Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) in yolu nedir? İnasnları Allah-u Teala'nın yoluna davet etmektir. Mevla Teala sure-i Nahl de Peygamber Efendimize bu vazifesini nasıl yapacağını şöyle beyan buyurmuştur:

  "(Ey Resulüm!) İnsanları Kur'an'la, güzel söz ve nasihatle Rabbinin yoluna (islama) davet et. Onlara karşı en güzel bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki Rabbin yolundan sapanı en iyi bilendir. Ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir." (ayet:125)

   İnsanları ikna edici delillerle, Mevla Teala'nın dinine çağırmalıdır. Hiç kimseye:"Sen münafıksın, sen fasıksın, sen hiçbir şey yapamazsın" dememelidir.

  "Sen akıllı adamsın, Allah-u Teala seni akıllı yarattı, bu din-i mübin-i islamı yaşamaya kabiliyetli kıldı becerebilirsin" diyerek rağbetlendirmek suretiyle Mevla Teala'nın yoluna davet edilmelidir.

   Mesela: Namaz kılmayan birisine, namaz kılması gerektiğini söylediniz diyelim, kabul etti ise ne âlâdır. Fakat kabul etmediyse, artık durumu Mevla Teala'ya bırakmalıdır.

   Sure-i Şura'da buyrulduğu üzere:
   "Eğer yüz çevirirlerse, seni onların üzerine bir muhafız göndermedik. Senin üzerine düşen tebliğden başka değildir."(ayet 48'den)

   İnsanları Allah-u Teala'ya davet eden basiret üzere olmalıdır.
   Basiret: Hak ile batılı ayırt eden bilgi ve şeriatta açık delillerdir.

   Mevla Teala evvela size öğretiyor, siz de öğrendiklerinizi nakletmek suretiyle insanları Allah'ın dinine davet edeceksiniz, aksi takdirde sizin davetiniz, Allah'a ulaştırıcı değildir.

   Bir kimse Kütahya'ya hiç gitmemişse, oraya giden yolları bilmiyorsa, böyle olmakla beraber oraya gitmek isteyenlere rehber olursa, yolları bilmediğinden bir de bakılır ki, insanları Kütahya'ya değil Trakya'ya götürüyor. Basiret üzere olmak, Mevla Teala'dan  öğrenmektir.
   Nitekim Mevla Teala Sure-i İbrahim'de şöyle buyurmaktadır:
  "Elif, Lam, Ra. Bu Kur'an öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, herşeye galip ve hamde layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik."(Ayet:1)

   Mevla Teala, Kur'an-ı Kerimi indirmekle, kendisine ulaştıran manevi yolları bildirmiş oluyor. İşte bu nedir? Basirettir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'an-ı Kerim'den alıp bize öğretmiştir.

   Güneşin, ayın, yıldızların, ateşin, elektiriğin bir aydınlığı, nuru vardır. Acaba ayet-i celilede bahsedilen nur nedir? Aziz ve  Hamid olan Allah'ın yoludur.

   Doğan her çocuk 3-4 yaşlarına kadar zavallıdır, karanlıklar içindedir. Çocuk anlamaya başlayınca annesi vaya babası veya kendisine dini öğretmek için tahsis edilen hocası ona:"Allah var, bizi O yarattı, herşeyi O yarattı, ayı, güneşi O yarattı, bunları felekte O yüzdürüyor" gibi sözler söyler.

  Bunları öğrenen çocuktan cehalet bulutları, karanlıklar yavaş yavaş kalkar böylelikle ona nur gelmeye başlar. Ne zaman ki tam idrak edecek yaşa gelir, imanın şartlarını öğrenir, iman eder, nura çıkar. İslamın şartlarını tatbik etti mi, nuru daha da parlar. Haramları, mekruhları öğrendikçe, onlardan sakındıkça nuru bir kat daha artar.

   Üniversite de yunan felsefesini tahsil edenlere: "Aydın adam" deniliyor. Böyle üniversiteli bir genç, kendisi gibi üniversiteli bir genç kız ile evlenmeye karar vermiş. Dini nikahlarını yapmak için gelen hocaefendi gence: "Kelime-i şehadet" getirmesini söylemiş, aydın(!) genç, hocaefendinin ne demek istediğini anlayamamış, müsade isteyip kelime-i şehadet aramak için odadan dışarı çıkmış.
   Hoca efendi genç kıza: "Kelime-i şehadet getirirmisiniz?" dediğinde onun cevabı ne olsun dersiniz: "Hoca efendi ben bu evin yabancısıyım." demiş.

   Bunların neresi aydın? Kelime-i şehadetin ne olduğunu dahi bilmiyorlar. Üniversite okuyanlaın çoğunluğu, bunlar gibi dinden habersizdirler. Ancak annesi-babası öğretmiş yahut kendisi bir hocadan ders almış olanlar müstesnadır.

   Bu milleti dini ilimlerden ne kadr çok uzak etmişler. Bu kadarda imandan mahrum kalınmaz, birazcık insaf gerek. Hiç bu hal bu millete, o şanlı ecdadın torunlarına yakışır mı? Bu belayı kim ördü başımıza?
   Kur'an-ı Kerim ilmine tam vakıf olan bir şahıs basiret üzeredir; insanları Allah'ın dinine çağırır,şeriatı öğretir, fakat şeyhlik yapmaz, tarikat öğretemez.

   Evet her ne kadar Kur'an-ı Kerim'den alınmışsa da, nasıl ki, Kur'an-ı Kerim ilmine vakıf olabilmek için bir hocaya ihtiyaç duyuluyor ise, batıni ilim olan tarikat için de, batıni ilme vakıf olan silsilesi Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e dayanan bir mürşide ihtiyaç vardır, kendi başına karanlıktadır

   "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır."

   Bir tarikata mensup olmadınız amma, mürşide inanıyorsunuz, onun tavsiyelerini tutuyorsunuz, sizin şeyhiniz var demektir. Mevla Teala Resulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) e uymayanları kendisine mensup saymıyor ve O'na tabi olmamız babında şöyle buyuruyor:

   "De ki: Eğer Allah(-u Tealay)ı seviyor iseniz, bana ittiba ediniz ki, Allah(-u Teala)da sizi sevsin ve sizin için günahlarınzı affetsin ve Allah Gafurdur, Rahimdir." (Ali imran:31)
 
  
   
   
   
   
   
SOHBETLER
Mahmud Efendi Hazretleri'nin sohbetleri
 
 
 
Cilt:2                           Sohbet:42                           Yusuf 108-11

   
   
DEVAMI:
   
   
DEVAMI:
HOCA KELİME-İ ŞEHADET GETİR DEYİNCE!