Hicretin 5. yılı idi. Bir müddet önce Allah'ın emri ile Medine-i Münevvere'den sürgün edilen ve Hayber'e yerleşen Ben-i Nadır Yahudileri, İslam dinini ortadan kaldırmak için çeşitli hileler çeviriyorlardı.

   Yahudilerin ileri gelenlerinden bir takım kimseler, müşrikleri ayaklandırmak niyeti ile Mekke'ye gittiler. Kureyş ile ve birçok Arap kabileleri ile anlaşıp yirmi dört bin kişilik muazzam bir ordu meydana getirdiler.

   Medine-i Münevvere'de bulunan Allah’ın Resulü, müşriklerin bu hazırlıklarını haber aldı, hemen bir harp meclisini toplayarak ashabıyla istişare etti.  Selman-ı Farisi Hazretlerinin reyi ile Medine-i Münevvere'nin etrafına hendek kazılmasına karar verildi. Allah'ın Resulü hendeğin nerelere kazılacağını çizgi çizerek ashabına gösterdi. Müminleri onar kişilik guruplara ayırdı, başlarına onları kontrol edecek kimseleri görevlendirdi.

   Her guruba kırk arşın yer ayırdı, herkes hararetle hendek kazmaya başlamış, harıl harıl çalışıyorlardı. Amr bin Avf, Selman-ı Farisi, Huzeyfe, Numan bin Mukrin el Müzeni ve ensarı kiramdan altı kişi (Radıyallahu anhum) görevlendirildikleri kırk arşınlık yeri kazarlarken, hendeğin ortasında çok sert ve yusyuvarlak bir kaya karşılarına çıktı.

   Bütün güçleri ve kuvvetleriyle çalıştılar. Kazmalar, külünkler kırıldığı halde o taştan bir parça koparamadılar. Bunun üzerine Efendimiz, Selman-ı Farisi (Radıyallahu anh) ile hendeğe indi.

   Külüngü eline aldı, Bismillah lafz-ı şerifiyle taşa vurdu, taştan simsek gibi bir kıvılcım çıktı, karanlık bir odadaki bir kandil gibi etrafı aydınlattı, taş çatladı.

   Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir fetih tekbiri aldı, bütün Müslümanlarda tekbir aldılar. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem)  ikinci bir darbe vurunca öyle bir kıvılcım daha çıktı ki, taş yarıldı, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine fetih tekbiri aldı Müslümanlarda tekbir aldılar.

   Üçüncü bir darbe daha vurarak taşı parçaladı ve bir kıvılcım daha çıktı, aynı şekilde bir fetih tekbiri daha aldı, Müslümanlarda aldılar. Sonra Selman (Radıyallahu anh) ın elini tutup çıktı. Selman: "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah! Hiç görmediğim bir ey gördüm." dedi.

   Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cemaate dönerek: "Selman ne söylüyor duydunuz mu?" buyurdular. Onlar "Evet Ya Resulullah" dediler.

   O zaman Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İlk darbeyi vurduğumda, bana sizin de gördüğünüz bir imek çaktı, bundan bana Hiyre (Küfe yakınında bir şehir) in ve Kisra (Acem melikleri) nin şehirlerinin kökleri aydınlandı, sanki onlar köpeklerin azı dişleri gibiydi. Ve Cibril-i Emin bana, ümmetimin buraları fethedeceği haberini verdi.

   Sonra, ikinci darbeyi vurdum. Gördüğünüz kıvılcım çaktı. Bundan da bana Rum arazisinin kırmızı köşkleri gösterildi, onlar da sanki köpeklerin azı dişleri gibiydi. Cibril-i Emin bana, ümmetimin buraları da muhakkak fethedeceği haberini verdi. Sonra üçüncü darbeyi vurdum. Gördüğünüz kıvılcım çaktı, bundan da Sana' (Yemen) ın köşkleri aydınlandı, onlar da sanki köpeklerin azı dişleri gibiydi, Cibril-i Emin bana: Ümmetin buralara da malik olacak dedi.

   Ve Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına: "Ey Ümmetim! Size müjdeler olsun ki, bundan sonra müşrikler bizim üzerimize gelemeyecekler, biz onların üzerine gideceğiz." buyurdu.

    Müminler bu habere çok sevindiler, onların bu sevincini gören münafıklar: "Sizler ne kadar çabuk kanıyorsunuz, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sizi boş ümitlerle avutuyor, asılsız vaatlerde bulunuyor ve size Medine’den Hiyre'nin Kisra'nın, Rum arazisinin ve Sana'nın köşklerini gördüğünü ve sizin bunları fethedeceğinizi söylüyor. Hâlbuki muharebeye çıkmaya bile gücünüz yetmiyor da, korkudan hendek kazıyorsunuz." dediler.

   Bunun üzerine Allah-u Teala Hazretleri:
(Ders ayeti)
  "(Habibim!) De ki: Ey mülkün (gerçek) sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz eder(yükseltir), dilediğini zelil (alçak) edersin, hayır (her türlü iyilik) ancak senin elindedir. Gerçekten sen her şeye son derece kadirsin."

   Ayet-i Celilesini inzal buyurdu. Bu ayet-i celile Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in vermiş olduğu haberleri kuvvetlendirmiş ve ileride o beldelere ümmetinin malik olacağını beyan ederek münafıkların dediklerini reddetmiştir.

   Nitekim çok zaman geçmeksizin Ayet-i Celilelin sırrı zuhur ederek, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ashabı büyük fetihlerle Faris (acem) memleketlerinin tamamına Rum diyarının da birçoğuna sahip olmakla aziz olmuş, o memleketlerin adamları ise zelil olmuşlardır. Ve bu büyük fütuhatı pek uzak gören münafık ve Yahudilerden sağ kalanlar da gözleriyle bu galibiyeti görmüştür.

    Mülk: kuvvet ve kudret manasına geldiği gibi, tasarrufu mümkün olan şeylere de denir. Binaenaleyh Allahu Teala hazretleri bütün kuvvet ve kudretlerin sahibidir ve bütün mahlûkatta tam bir tasarrufa (istediğini yapmaya) sahip bulunduğundan ‘’Malikül Mülk) dür. Buradaki mülk’ten maksat, İmam-ı Mücahid (rahimehullah) ın buyurduğuna göre: Nübüvvettir.

   Hazin tefsirinde zikredildiğine göre, Yahudilerin:’’Vallahi peygamberliği Beni İsrail’den alıp başkalarına nakletmek için gelen bir adama itaat etmeyeceğiz.’’ Demeleri üzerine bu ayet-i celile inerek, Allahu Teala’nın peygamberliği dilediğinden alıp, dilediğine vereceğini beyan etmesiyle onların bu sözleri reddolunmuştur.

   İmam-ı Fahri Razi (Rahimehullah) Medine-i Münevvere’de tefsir okuturken, Sure-i Rahman’ın 29. ayet-i celilesini okudu:
   ‘’Her gün O, yeni bir iştedir.’’ Manasını verdi. Bunun üzerine kendisini dinleyen cemaatten bir şahıs::’’Madem Allahu Teala her gün bir işte, peki bu gün ne iştedir?’’ diye sordu.
   İmam Fahri (Rahimehullah) hemen cevap veremedi ve o şahıstan birkaç gün müsaade istedi. Bu sorunun cevabını bulabilmek için bütün kitaplarını araştırmaya başladı. Bir gün, iki gün, üç gün geçti fakat o, bir türlü cevabı bulamıyordu. Bu duruma çok üzüldü.
   O gece rüyasında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Efendimizi gördü. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:’’Ya imam! Sana sorulan sualin cevabını bulamadın mı?’’ buyurdu. O da:''bulamadım Ya Resulullah’’ dedi. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):’’Sana sorulan sualin cevabı şudur; (Her olan şeyi meyveleri, sebzeleri, rüzgârları, yağmurları) icat eder, (fakat kendisi ezelidir) icat olunmaz. (bazı) kavimleri yükseltir, diğerlerini alçak eder.’’ Buyurdu.

   Fahri Razi (Rahimehullah) ertesi gün o şahsa, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den alındığını bildirmek üzere: ‘’Sana bunu öğretene salât et.’’ Dedi. Meğer bu şahıs Hızır (Aleyhisselam) imiş.

   İşte Allahu Teala her gün bir iştedir, her gün kaza ve kaderine muvafık olan şeyleri icat eder. İrade-i ilahiye haricinde hiçbir şey vücut bulmaz. Bazı kişilere hayat verir, bazılarını öldürür, bazılarını zengin, bazılarını fakir eder, bazılarını aziz, bazılarını zelil kılar.
   Bazılarına sıhhat bahşederken, bazılarını hastalıkla imtihan etmek gibi yüz binlerce acib ve garip şeyler icat eder. Her günkü şuunat-ı ilahiye sayılamayacak ve tükenmeyecek kadar çok çeşitlidir. Hal böyle olunca Rabbimizin hangi nimetlerini tekzibe cesaret edebiliriz.

   Nübüvvet, meliklik, reislik vs.., Mevla Teala’nın kullarına olan in’amlarındandır. Yahudiler istedikleri kadar azgınlaşsın, Hıristiyanlar gayzlarından ölsün, Cenab-ı hak Nübüvveti Peygamberine vermiştir.

   İbrahim suresinde Mevla Teala şöyle buyuruyor:
   ‘’Bir vakit Musa (Aleyhisselam) kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün, zira içinizden size peygamber gönderdi ve sizi hükümdarlar yaptı, âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdi.’’ (Ayet 6)
   Mevla Teala nübüvvet gibi reisliği de dilediğine verir. Peki, böyle bir nimete nail olan ne yapmalıdır?
   ‘’Ve düşünün ki, Rabbiniz şunu bilirdi: Andolsun, eğer şükrederseniz, size nimetimi artırırım ve eğer nankörlük ederseniz, haberiniz olsun gerçekten azabım çok şiddetlidir.’’(Ayet 6)

   Ayet-i kerimesinin gereği gibi amel edip, Mevla Teala’ya şükretmelidir. Bu gün reis seçilenler, eğlencelerle vakit geçiriyor, gazinolara gidiyorlar, şükredecekleri yerde nankörlük ediyorlar.
 
  
   
   
   
   
   
SOHBETLER
Mahmud Efendi Hazretleri'nin sohbetleri
 
 
 
Cilt:2                           Sohbet:43                           Âli imran 26-28

   
   
DEVAMI:
   
   
DEVAMI:
HENDEK MUCİZESİ!