RESULULLAH'A HAC ENGELİ

   
   
DEVAMI:
Görünüşte gafiller yıktı!
 
Cilt:2                           Sohbet:44                           Fetih 18-23
   
   
   
ANASAYFA     SOHBETLER
SOHBETLER
Mahmud Efendi Hazretleri'nin sohbetleri
    Kâfirler Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize ve mü'minlere çok eziyet ediyorlardı. Bu durum karşısında Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) müslümanlarla, Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvereye hicret etmek zorunda kaldı.

   İşte bu hicretin üzerinden altı yıl geçmişti ki, Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bir gece rüyasında, ashabı ile birlikte, korkusuzca girip beytullahı tavaf ettiklerini, bazılarının başlarını kazıttıklarını, bazılarının da saçlarını kısalttıklarını görmüştü. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu rüyasını ashabına anlattı ve onlara "umre yapmak için Beytllaha gideceklerini, hazırlanmalarını" emir buyurdu.

   Hazırlıklar tamam olunca yola koyuldular. Hudeybiye'ye geldiklerinde, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashab-ı kiramdan Hıraş ibni Ümeyyetül Hızai (radıyallahu anh)ı, gelme sebeplerini Kureyş eşrafına bildirmesi için elçi olarak gönderdi.

   Hıraş (radıyallahu anh) Kureyş müşriklerinin yanına varıp: "Biz buraya ancak umre yapmak maksadıyla ihrama girmiş olarak geldik, yanımızda da kurban için alınmış develer bulunuyor. Beytullah'ı tavaf edeceğiz, ihramdan çıkıp geri döneceğiz" dedi.

   Ancak Kureyş müşrikleri, Hıraş (radıyallahu anh)ın bindiği deveyi boğazladılar. Kendisini de öldürmek istedilerse de, Habeşli bir zat O'nu himayesine alarak serbest bıraktırdı.

   Hıraş (radıyallahu anh) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in yanına güçlükle dönebildi, başına gelenleri haber verdi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu defa Hazreti Ömer (radıyallahu anh) ı göndermek istedi.

   Hazreti Ömer (radıyallahu anh): "Ey Allah'ın Resulü! Kureyşliler benim kendilerien olan düşmanlığımı, onlara ne kadar katı davrandığımı bilirler, ben onlara itimad edemem. Şayet bir ezaya maruz kalırsam Mekke içinde beni müdafaa edecek kimsem de yoktur.
   Osman(radıyallahu anh)ı gönderirseniz orada onun akrabaları ve yakınları vardır, onu korurlar hem de Kureyşliler onu severler. Bununla beraber muhakkak surette benim gitmemi istiyorsanız giderim" dedi.

   Hazreti Ömer (radıyallahu anh)ın tavsiyesi üzerine, Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) Hazreti Osman(Radıyallahu anh)ı yanına çağırttı ve Kureyş eşrafına elçi olarak onu gönderdi. Onun da onlara muharebeye gelmediklerini yalnız Beytullah'ı ziyaret ve umre için geldiklerini haber vermesini söyledi. Sonra da: "Onları İslamiyete davet et" buyurdu.

   Mekkede bulunan mü'min erkeklere ve kadınlara Mekke-i Mükerreme'nin fethedileceğini müjde etmesini, Allah-u Teala'nın dininin yakında Mekke-i Mükerreme'de izhar edileceğini haber vermesini de istedi.

   Hazreti Osman(radıyallahu anh) Kureyş'e gitti. Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) in sözlerini onlara tebliğ etti. Kureyşliler ona:"istersen Beytullahı tavaf edebilirsin, fakat hepinizin gelip Mekke'ye girmeniz olmaz, ona yol yok dediler" Bakınız Hazreti Osman (radıyallahu anh)ı kabul ediyorlar da, Kâinatın Efendisini(sallallahu aleyhi ve sellem) kabul etmiyorlar.

  "Ben Sana âşık olunca ey şerif, Senin olmaz mı dü alem ey latif?"

   Dünya ve ahiret Mevla Teala'nındır. Onları istediğine verir. Resulallah(sallallahu aleyhi ve sellem) Allah tarafından sevilmiştir. Böyle büyük, kâinatın kendisi hürmetine yaratıldığı zatı kabul etmediler. Akılsızlar! Zaten akıllı olsalardı kâfir olmazlardı.

   Mekkelilerin yapmış olduğu bu teklife, Hazreti Osman (radıyallahu anh): "Resulallah (sallallahu aleyhi ve selelm)  tavaf etmedikçe, ben de etmem." diye cevap verdi. Kureyş müşrikleri Hazreti Osman(radıyallahu anh)ın sözlerine kızdılar, onu bir müddet yanlarında tuttular, bırakmadılar.

   Ashab-ı Kiram, Hazreti Osman(radıyallahu anh) ın elçi olarak Mekke'ye gittiğinde O'nun Kâbe’yi tavaf ediceğini zannetmişler ve Ona imrenerek: "Ya Resulallah! Osman Beytullah'a kavuştu, onu tavaf etti. Ne mutlu!" demişlerdi.

   Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise: "Bizler tavaftan alıkonulmuş bir halde iken, hiç sanmam ki Osman Beytullah'ı bizsiz tavaf etsin." buyurmuştu.

   Hazreti Osman(radıyallahu anh) Mekke'de bulunduğu müddet içerisinde, orada bulunan müminlerle görüşme imkanı bulmuştu. Onlara Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in müjdesini de bildirmişti.

   Hazreti Osman (radıyallahu anh) daha sonra bu hususta demiştir ki: "Mekke'de görüştüğüm mü'minlerden bir erkekle bir kadına Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in müjdesini  verdiğim zaman, onlar sevinçlerinden hngür hüngür ağlamaya başladılar. O kadar ağladılar ki ağlamaktan ölecekler sandım."

   Hazreti Osman(radıyallahu anh) Mekke'de iken Resulullah(sallallahu aleyhi ve sellem) ile sahabilerine (radıyallahu anhum) Hazreti Osmanın öldürüldüğü hakkında haberler gelmişti.
   Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu haberi alınca: "Hal böyle ise Mekke müşrikleriyle çarpışmadıkça burdan ayrılmayacağız." buyurdu. Sonra halkı yanına çağırıp: "Yüce Allah bana biat yapılmasını emretti. Hepiniz Allah'ın ismi üzere gelip bana biat ediniz." dedi.

   O sırada Müslümanlar, ağaçların altlarına dağılmışlar, gölgeleniyorlardı. Peygamberimiz(sallallahu aleyhi ve sellem) in biat emrini duyunca derhal yerlerinden fırladılar, hemen Allah'ın Resulüne gelip biat ettiler.

   Bu biat Hudeybiye'de yeşil bir Semure ağacının altında yapıldı. Yapılan biat Allah rızası ile müjdelendiğinden bu biat'a: "Biat-ı Rıdvan" o ağaca da: "Şecere-i Rıdvan" denmiştir.

   Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e Semura ağacının altında biat yapılırken, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hazreti Osman (radıyallahu anh) hakkında: "Osman Allah ve Resulünün işi için gitmiştir. Ben onun için de biat yapıyorum." buyurdu.
   Sonra sağ elini tutup: "Bu Osman'ın eli yerindedir." dedikten sonra, sol eliyle onun üzerine vurup: "İşte bu biatta Osman içindir." dedi.

   Cenab-ı Hak Hudeybiye'de vaki olan bu biatı beyan etmek üzere şu ayeti kerimeyi inzal buyurdu:

(Ders ayeti)
  "Hakikaten Allah (celle celalehü) Hudeybiye'de ağacın altında sana biat etmekte oldukları vakit, o mü'minlerden razı oldu. Böylece kalplerinde olan sadakati bildi de, üzerlerine manevi huzuru indirdi. Kendilerine deyakın bir zafer  (Hayber fethini) verdi."

   Mevla Teala, biat eden bin beşyüze yakın ashabın sözlerinin sadakatını bildiği gibi, kalplerinde olan sadakatı da bildiğini buyurdu.  Sure-i Münafikun'da ise şöyle buyurmaktadır:
   "(Ey Resulüm!) Münafıklar sana geldiği zaman şöyle dediler: 'şehadet ederiz (kalbimizdeki inancı beyan ederiz) ki, doğrusu sen, muhakkak Allah'ın peygamberisin. Allah'da biliyor ki, gerçekten sen, O’nun şüphe götürmez peygamberisin, bununla beraber Allah şehadet ediyor ki, münafıklar tamamenn yalancıdırlar (sözlerii inançlarına uymamaktadır, yalan yere yemin ediyorlar)." (Ayet:1)

   Mevla Teala, kulunun suretine ve mallarına değil amellerine ve niyetine bakar. Kulun kalbindeki sadakat, inanç dışa aksetmelidir. Mesela: Müslüman bir hanım tesettüre girmesi gerektiğine inandığı gibi, onu giymelidir. O zaman Mevla Teala onun hem kalbine hem suretine bakar. Bir hadis-i şerifte:
   "Müminin niyeti, amelinden daha hayırlıdır."

   Mesela: "Hacca gitmeye niyet ettin, fakat bir mânia oldu gidemedin. Bu durumda sen kazançlısın. Neden? Eğer gitseydin belki de hakkıyla hac vazifeni yapamayacaktın. Ama gitmeye niyetlenip, gidemediğinde Mevla Teala gitmiş ve tam manasıyla hac vazifeni yapmışçasına sevap verdi.

   Mevla Teala, Müslümanlar hudeybiye barışından sonra Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye avdet ederlerken, Hayber'i fethedileceğini mü'minlere bildirmekle, onlara yakın bir fetih müjdeledi.

   O Müslümanlar ki, canlarını, mallarını Allah yolunda feda ederlerse Allah-u Teala'da onları böyle mükâfatlandırır. Şeriatı yaşamak, kendini Allah'a feda etmek demektir. Şeriat icabında namaz, icabında oruç, icabında zekât, icabıda hac, icabında işrak, kuşluk, evvabin, kabirnur, gece namazıdır.

   Şahsın biri rüyasında kendisini, camide mihrabda ibadet ederken görüyor. O esnada mihrabın duvarı yarılıyor ve içerisinden çok güzel genç kızlar çıkıyor, fakat içlerinde ikisinin rengi çok karadır ve hiç güzel değildir.
   O kimse onlara soruyor: "Sizler kimlersiniz?" Onlarda:"Senin teheccüd namazını kıldığın gecelerdeki nasibiniz, şu ikisi ise teheccüd kılmadığın gecelerdeki nasiplerin, eğer o gece ölseydin onlarla beraber olacaktın."

   Gece kalkıyor, abdest alıyor, namaz kılıyorsunuz değil mi? Dünyada bunlar ibadettir, bu ibadetlerin ahiretteki karşılığı ise saray, köşk, huri, bilezik, yüzük, çeşitli yiyecekler olacaktır.

   Kim yatsı namazında sonra hemen yatmaz ise ondan razı değilim. Birbirinize hiç çekinmeden, yatmak zamanı geldiğini söyleyebilirsiniz.

   Bosna Hersek'te cami içinde, imamın yanında hemde mihrabda müslüman hanımlara fenalık yapıldı. Türkiye böyle günlerin arifesindedir. Şeriatı tam anlamıyla yaşamalı, vaktiyle yatıp vaktiyle kalkmalıdır. Her ibadetin bir yeri, zamanı vardır. Her şeyi yerli yerinde yapmalıyız.