(Ders Ayeti)
  ''Bu (suredeki ayetler) hakim (ziyade hatasız ve ziyade doğru) olan kitabın ayetleridir.''

   Hakim, hikmet sahibi demektir. Yani her ne işlerse işi yerindedir. Kuranı azimüşşan'da hakimdir. Zira onda hiç hata yoktur. İşte Hakim olan kitabın yani Kuran-ı Azimüşşan'ın ayetlerini okuyup, öğrenip, amel edenlerde hakim olurlar. Bütün hatalarda Allah-u Teala onları muhafaza eder.
   Bu bakımdan ilahi hududları; Kuran-ı Azimüşşan'dan, ehadisi nebeviyyeden ve Kuran-ı Kerim ile hadisi şeriflerden çıkarılan akaid, fıkıh ve tasavvuftan öğrenmek ve riayet etmek lazımdır İnsan ancak o zaman hakim olur. Dünyada, kabir de, mahşerde, cennette yüzü ak olur.Kuran'ın ahlakıyla ahlaklanmayan, adabıyla edeplenmeyen insanın hiç kıymeti yoktur. Buyurulduğu üzere;

   ''Onlar hayvanlar gibidir. Belki daha delalettedir. Ve onlar gafillerdir.''(Araf 179)

   Hata etmeyen insan hedefe ulaşır, dünyada ve ahirette en yüksek mertebelere kavuşur. Ve bütün dünya halkına ışık tutabilir. Tabii Mevla Teala'nın izniyle.
   Çok düşünelim. Ayetlerin manasını iyi anlayalım, ona göre amel etmeye gayret edelim.

   (Tilke ayatul kitabil hakiim) ayetini okuyup ta düşün ve hiçbir şeyde haddi geçme. Kuranı Azimüşşan Hakimdir ama sen ona uyup hakim olmazsan hiç bir şey kazanamazsın.
   Kuran-ı Azimüşşanda haddi tecavüz edenler hakkında tehditler, hududi ilahiyyeyi muhafaza edenler hakkında da müjdeler bulunmaktadır.

   Allah-u zülcelal insanlar arasında miras taksimini bildirdikten sonra buyuruyor ki;
  ''İşte bu (miras ayetlerinin beyan ettiği haklar) Allah'ın hududu (ilahiyyesi) dir. Her kim Allah'a ve Resulüne itaat eder (yani Kuran'ın buyurduğu kadarını alır ileriye gitmez)se, (Cenab-ı Hak) onu altından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Orada ebedi olarak kalırlar. Bu ise en büyük kurutuluştur.''(Nisa 13)

  ''Ve her kim de (Kuran'ın verdiğinden daha fazlasını taleb etmekle) Allah'a ve Resulüne asi olursa ve Cenab-ı Hakkın hududunu tecavüz ederse, onu da içinde ebedi kalmak üzere bir ateşe sokar (ki derecesini tarif etmek mümkün değil) Ve onun için alçak edici bir azab vardır.''(Nisa 14)

   Bu azaplardan korunabilmek ve altından nehirler akan cennetlere girebilmek için bir müslüman, babanın-kocanın-oğulun-kız kardeşin, kısaca herhangi bir yakının malından Kuran'ı Azimüşşan ne kadarını veriyorsa o kadar almalı ve ileri gitmemelidir. Aksi takdirde haddi tecavüz edenlerden olur.

   Haddi tecavüz edenlerden birisi de zinaya yaklaşanlardır. Buyurulduğu üzere;
  ''Her kim ki (kendi nikâhlısından ve cariyesinden) ötesini taleb ederse haddi tecavüz edenlerdir.''(Müminun 7)

   Tesettürde de ilahi hudud vardır. Erkeklerde ki hududu ilahi göbek ile diz kapakları arasıdır. Kadınlarda ki hududu ilahiyyeye gelince bütün bedenidir. Yalnızca yüz ve avuçlar bundan müstesna tutulmuştur.

(Ders ayeti)
   ''Ey habibim! İnsanları korkut ve iman edenleri müjdeleki şüphesiz onlar için rabbbileri indinde bir kadem-i sıdk (amel-i salih) vardır diye onlardan bir erkeğe vahyetmiş olmamız taaccub edilecek bir şey mi oldu ki kafirler:'bu apaçık bir sahirdir' dediler.''

   İnsanlar içerisinde seçilmiş bir zata, insanları ilerideki tehlikelerden, zor geçitlerden korkut diyerek vahyedilen insanlara taaccub etmek, hayret etmek bununla beraber inkâra doğru gitmek caiz olur mu? Olmaz. Asıl taaccub edilecek başka şeyler vardır. Bir ayeti Kerime de Mevla Teala şöyle buyuruyor:

   ''Eğer taaccub edeceksen, işte asıl taaccub edilecek şey onların ''biz toprak olduktan sonra mı muhakkak yaratılacağız'' demeleridir. Onlar o kimselerdir ki Rabblerini inkar etmişlerdir. Ve boyunlarında demir zincirler bulunanlar da onlardır. Ve onlar ateşin yaranıdır, onlar orada müebbeden kalacak kimselerdir.''(Rad 5)

   İşte sen onların:''Biz toprak olduğumuz vakit yeni bir yaratılışla (mı) dirileceğiz?'' sözlerinden dolayı taaccub edersen haklısın. Onlar insanın nasıl yaratıldığını görmüyorlar mı? İnsan ruh ve bedenden müteşekkildir.
Ruh; âlem-i emir den,
Beden; âlem-i halk tandır.
Alem-i emir zaman, mekan ve ölçü bulunmayan herşeyin kün emriyle olduğu alemdir. Âlem-i halk ise içinde ölçü bulunan alemdir.

   Allah-u Teala Hazretleri önce su, hava, toprak, ateşi sonrada bu 4 unsurdan da bitkileri, sebzeleri ve meyveleri yarattı. İnsanlar bu yerin bittirdiklerinden gıda olarak alırlar, gıdalar kimyahane gibi olan midede tahlil edilerek göze gidecek madde seçilerek göze, saça gidecek madde seçilerek saça gider. Yani bedenin herhangi bir yerine lazım olan madde seçilip oraya gönderilir.

   İnsanın yaratılacağı su da seçilir o da yerine gönderilir. Anne rahmine atılan bir nutfeden insanoğlu yaratılır.
   Şimdi bu üslub üzere bizi halk eden Mevla Teala Hazretleri bizi öldürüp toprak ettikten sonra tekrar diriltmeye kadir olmaz mı? İnsanların her an, Allah'ın eşsiz kudretine delalet edecek delillerle kuşatıldıkları halde, öldükten sonra dirileceklerine şüphe etmeleri veya tamamen inanmamaları hakikaten acaib ve hayret verici bir şeydir.
   İlk insan Hazreti Adem (Aleyhisselam) ı da topraktan yarattığını kitab-ı mübin de haber verdi, duyurdu. Bu kadar deliller arasında şaşıran insanlara şaşılır, taaccub edilir.

   Bu öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler varya! İşte onlar Rablerini inkâr edenlerdir. Ve boyunlarında bukağılar, zincirler olduğu halde cehennemde ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu işin şakası yok. Her insan bunu güzel düşünmeli. Ahirette bu haberler ile karşılaşıldığı zaman ''Eyvah! Ben iyi düşünmedim, doğruyu bulamadım'' demenin hiçbir faidesi ve manası olmaz.

SİHİRBAZLAR İŞİ ANLADI

  Tekrar ders ayetimize dönelim.
   Müfessirin-i izam, ders ayetimiz de geçen (kedem-i sıdk) terkibini ameli salih olarak tefsir ettiler. Cennete girmek için ayak, ameli salihtir. İyi ameli olmayanın cennet yolunda, cemalullah yolunda yürüyecek ayağı yok demektir. Ayaksız bir şey olmaz.
   Mevla Teala (kademe sıdkın) ''sadık ayak'' buyurdu. (Kademe Sadıkin) buyurmadı. Yani öyle bir ayak ki sıdkın ta kendisi. Allah Teala Hazretleri bu amel-i salih ayağını cennete girmek için, cemalullaha kavuşmak için kulların ihtiyacına verdi. Elinde olduğu halde kim bu ayağı kazanmazsa kendine zarar eder. Cenab-ı Hak kendine zarar edenlerden olmaktan bizi muhafaza eylesin. Amin!..

   Mekke kafirleri, Peygamber Efendimizin risaletini inkar ettiklerinde, Peygamberimiz peygamberliğini isbat etmek için Allah'ın izniyle gösterdiği mucizeleri sihir zannettiler. Ve dediler ki: ''Şu Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) apaçık bir sihirbazdır.'' Hazreti Ebu Bekir Sıddık ve arkadaşları (Radıyallahu anhum) ise ona inandılar, onun en doğru insan olduğunu anladılar ve ondan ayrılmadılar.
   Musa (Aleyhisselam) ın kavmi de Musa (Aleyhisselam) ın gösterdiği mucizelere inanmamıştı.Sihir sanatını da bilmediklerinden Hazreti Musa'ya ''Sahirun aliim'' demişlerdi.Şu ayeti kerimelerde bu mevzu anlatılır.:

   ''Firavun etrafında ki ileri gelenlere dedi ki:''Şüphe yok ki bu (Musa Aleyhisellam) elbette ziyade bir bilgin sahirdir. Sizi büyüsü ile yurdundan çıkarmak istiyor, Artık siz ne emredersiniz?' Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere toplayıcılar yolla. Sana çok bilgin sahirleri getirsinler.'' Artık sahirler malum bir günün muayen bir vaktinde toplanmış oldu''(Şuara 34-38)

   Sihirbazlar Firavunun yanına geldikleri vakitte dediler ki:''O sahir dediğiniz adamı bize gösterin'' O da gösterdi. Onlar baktılar ki Musa (Aleyhisselam) uyuyor, asası da onu muhafaza ediyor. Firavunun sahirleri bunu görünce ''Bu adam sihirbaz değil. Zira uyuduğu vakitte sihir bozulur. Görmüyormusunuz uyuyor, asası da onu muhafaza ediyor.'' dediler.

   Bilenden anlayandan geçmemeli. Firavun ve ona uyanların kafası çalışmıyordu. Efendimize muarazada bulunanlarında kafası çalışmıyor. Bunun içinde düşünmeden ''Bu apaçık bir sihirbazdır'' diye hüküm verdiyorlar. Firavunun sihirbazları meseleyi anlamışlardı. Ancak Firavun onlara bol vaadlerde bulundu ve oyunlarını hazırlamalarını emretti.
   Rivayetlere göre sihirbazların, Musa (Aleyhisselam) ile imtihan olunmak için getirdikleri malzeme 70 bin adet ip ve 70 bin adet asadan ibaret idi.İpler civa ile cilalanmış, asaların içi de civa ile doldurulmuştu.
   Güneş yükselip de ortalık hareketlenmeye başlayınca civalar harekete geldi, civaların hareketi ile ipler ve asalar da harekete başladılar. Biraz önce hareketsiz duran urganlar ve sopalar canlanmaya başladılar. Asalar oradan oraya atlaşmaya, urganlarda birbirine dolanıp boğuşmaya başladı. Manzara korkunçtu. Bundan Hazreti Musa (Aleyhisselam) da korktu. O zaman Mevla Teala emir verdi:

   ''Ve Musa (Aleyhisselam) a asanı yere at diye vahyettik. Hemen o (asa) da onların uydurmuş oldukları (sırıkları, asaları, urganları) yutuverdi. -Artık hak tezahür etmiş ve onların yapar oldukları ise batıl olup gitmişti. -Artık orada mağlub oldular ve zelil kimseler olarak geri döndüler. -Ve sihirbazlar secde eder oldukları halde yere kapnmış oldular. -Dediler ki;'Alemlerin Rabbine iman ettik.'-Musa ile Harun'un Rabbine'' (Araf 114-120)

   İslamiyet ve islamın delilleri olan ayetler iyi düşünülmezse yanlış kararlar verilir. Mucizeler ile sihir birbirine karıştırılır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında, ehlullah arasında insan rezil olur. Dünya ve ahiret saadetini de kaybeder.
   Sihirbazların gösterdiği sihir idi. Peygamberlerin gösterdiği mucize idi. Musa (Aleyhisselam) ın asasını sihirbazların oyuncaklarını yutmasının sebebi bu idi. Aralarında ki fark çook büyüktür. Kaybedenler neler kaybettiler bir düşünün. Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin! Bize hakikati buldur, Amin!..

ALLAH'IN HUDUDUNU AŞMAYIN

   
   
DEVAMI:
Cilt:1                           Sohbet:9                           YUNUS 1-10
   
   
   
SOHBETLER
Mahmud Efendi Hazretleri'nin sohbetleri