İnsan çok kere kendisinin bir şey olduğunu zanneder ve kendi kendine bazı hükümlerde bulunur. Ancak insanın şahsi fikirleri bir şey ifade edemez. Daima Allah-u Teala Hazretlerinin buyurdukları doğrudur. Öyle ise Mevla Teala'nın buyurmuş olduğu işlerin amili olmaya gayret etmeliyiz ki makbul kullardan olalım. Ayet-i celileye geçmezden evvel sebebi nüzulünden bahsedelim;
  
   Müşrikler, yahudilere; ''Biz mescidi haramı imar eder, hacıları sularız, biz mi efdaliz, yoksa Muhammed ve arkadaşlarımı efdaldir?'' dediler. Yahudiler mü'minleri kötülemek için müşriklere ''siz efdalsiniz'' dediler. Bunun üzerine Mevla Teala ve Tekaddes Hazretleri bu ayet-i celileyi inzal buyurdu:

   ''Siz (müşriklerin) hacılara su dağıtma işi Mescidi Haram'ın imarını; Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad eden kimsenin işi gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olamaz. Allah zalimler topluluğuna hidayet nasib etmez.''

   Ayeti kerime den de anlaşılacağı üzere Mevla, müşrikleri sevmediğini buyuruyor, onlar ise kendilerinin en iyi insan olduğu kanaatindeler.

   Şeddad bin Evs (Radıyallahu Anh) diyor ki; Resulü Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) i ağlarken gördüm. Sebebini sual ettiğimde Resulü Ekrem şöyle buyurdu:
   ''Ümmetimin şirke düşmesinden korkuyorum. Gerçi onlar puta, güneşe, aya, taşa tapmazlar. Ancak amelleri ile riyakârlık yaparlar.''

   Bu bahsi Mevlana Celaleddin Rumi (Kuddise Sirrahu) daha değişik bir yönüyle alıp buyuruyor ki;
   ''Bizim mesnevimiz teklik dükkânıdır, Tek olan Allah'dan başka her neyi arıyorsan o senin putundur''

   Öyle ise müşrikleri ayıplayıp ta kendimizi tam ihlâslı tevhid dairesi içerisinde sanmayalım. İnsan bilmeyerek neler yapar, neler...

   Halkın bir kısmı bizim kardeşlerimizden memnun değiller.Fakat bu, onların ahlak anlayışlarındaki farklılıktan ileri geliyor.Şöyleki; bir kişinin islamsızlığına göz yumup kusuruna bakmamak, onu öyle kabul edip uyarmamak ''ahlak'' sayılıyor.Şer-i şerifi bildirmek ''çarşaf giy!, namaz kıl!'' gibi emri bil maruf yapmak ''ahlaksızlık'' sayılıyor.Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ne güzel söylemiştir;
   ''Benim doğru söylemem, bana dost bırakmadı''

   ''Ey yüce peygamber! Kâfirlere karşı silahla münafıklara delil ve huccet getirerek muharebe et...''(Tevbe 73)

   İşte bu ayeti kerimenin tatbikine ahlaksızlık diyorlar. Molla Mahmud ne yapsın! Lakin hitablar sert olmamalı. Teşvik edici ve yumuşak olmalıdır. Emri bil maruf esnasında bu hal üzere olmak gerektiğine dair Mevla buyurmaktadır ki;
   ''Ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler, yahud korkar''(Taha 44)

   Mevzumuza dönecek olursak Ayet-i kerimede de müşahede olunduğu üzere sadece Allah (Celle ala) ve ahiret gününe iman yetmiyor bir üçüncü vasıf olarak cihad etmek lazımdır.

   Cihadın çeşitleri vardır. Bunların içerisinden en efdal olanı emri bil maruf nehyi anil münkerdir. Zira silah cihadı insan kaybettirir, emri bil maruf cihadı ise insan yaşatır ve dine insan kazandırır, ölü ruhları diriltir hayatı ebediyyeye kavuşur

   Emri bil maruf sizin elinizde. Kuran-ı Kerim okuyor ve öğretiyorsunuz. Şeriatı muhafaza etmek şartı ile bir kişi de, iki kişi de olsa buna devam edin. Din için yaptığınız hiçbir gayret, çalışma, uğraşı size zor gelmesin. Bakın mecnun, sevgilisi Leyla ile olan muhabbetini nasıl izhar ediyor;
   ''Eğer Leyla aşkı uğuruna ölmeme razı oluyor ise
    Leyla'nın razı olup istediği hoş geldi sefa geldi''

   İnsan sevdiğinden gelen bütün istekleri hatta ölümü azrulansa onu dahi kabul ediyor. Ya Allah-u Teala ve onun habibi aşkına neler yapmak lazım gelmez ki. Allah ve Resulüne canımızı mı istiyorsunuz? Buyurun. Malımızı mı istiyorsunuz? Buyurun, demek lazım gelmez mi?

   En efdal cihad, emri bil maruf nehyi anil münker idi, bu ne ile mümkün olur? İlim ile... İlmin tahsil edildiği yer de medreselerdir. Öyleyse ilim okumak, okutmak, ilim okunması için yapılan maddi ve manevi yardımlar hapsi cihad dairesi içerisine girer.

   İlmin faziletini beyan eden bir ayeti kerimede Mevla Teala şöyle buyurmaktadır:

   ''Gerçekten biz Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik ve onlar şöyle dediler:'Hamd olsun o Allah'a ki bizi mümin kullarından çoğu üzerine üstün kıldı.''(Neml 15)

   Davud (Aleyhisselam) a hem diyanet, hem siyaset her iki ilim de verilmişti. Bir gün oğlu Süleyman (Aleyhisselam) ile aralarında hüküm hususunda bir durum vaki oldu şöyle ki;
  
   Bir kimsenin koyunu geceleyin diğer bir kimsenin ekinini veya bağını basar ve harab eder. Sabahleyin koyun sahibi ile ekin sahibi münazaa eder ve muhakeme olmak üzere Hazreti Davud'un huzuruna gelirler. Hazreti Davud muhakeme neticesinde koyunun, ekin sahibinin zararına mukabil verilmesiyle hükmeder. Her iki taraf Davud (Aleyhisselam) ın huzurundan çıkınca mahkeme salonunda bulunan Süleyman (Aleyhisselam) hükmü işitir. ''Ben hükme memur olsam her iki taraf hakkına daha menfaatli şeyler ile hükmederdim.'' dediğini Davud (Aleyhisselam) duyar ve oğlunu huzuruna çağırır ve daha faydalı olan hükmünden sual eder.

   Hazreti Süleyman, koyunun menfaati ekin sahibine, ekin de koyun sahibine teslim olunup koyun sahibi ekini sulayıp, bekleyip eski haline getirinceye kadar ekin sahibi koyunun sütünden ve yoğurdunda faydalanıp ekin eski haline gelince koyun ve sahiplerine iade edilip, herkesin malına sahip olması şeklindeki hükmün daha faydalı olduğunu beyan eder.
   Hazreti Davud da bu hükmün iki taraf hakkında faydalı olduğunu tasdik eder ve ilamını oğlunun hükmü üzere tanzim ettirir.

    Allah (Celle Celaluhu) bu olayı bize Kuran-ı Kerim'de beyan ederek buyuruyor;
   ''Habibim!... Davut ve oğlu Süleyman (Aleyhisselam) ın vak'alarını zikret şol zamanda ki, o zaman onlar bir kavmin ekini veya bağı hakkında hükmediyorlardı. Onların hükmü şol zamandaydı ki o zamanda bir kavmin koyunları o ekini veya bağı otlamış ve ifsat etmişti. Hâlbuki biz onların hükümlerine şahittik.''(Enbiya 78)

   ''Biz Davut (aleyhisselam) ın hükmünden sonra meseleyi Süleyman (Aleyhisselam) a anlattık.Biz babayla oğlundan her birine hüküm ve mesaili içtihada ilim verdik''(Enbiya 79 dan)

   Ey Allah'ım! Sen yücesin, kelamında yüce, dostların kıymetli, işlerin kıymetli.

   Bu kadar güzellikleri ve bu güzel Kuran ilmini terket de git, yunan felsefesiyle meşgul ol, olacak iş midir bu?
ÇÜ BULDUN İLMİ KURANİ
NE LAZIM İLMİ YUNANİ

   Bana bir şahsın söylediğine göre kominizmin şiddetli zamanında Rusya'da bin yüz senelik büyük bir ağacın çürümüş olan gövdesinde otuz talebe ilme çalışmış. Görüyorsunuz müslümanlar ne hallere düşmüş.
   Müslümanların böyle sıkıntılı durumuna düşmelerinin sebebine işareten Mevla buyuruyor:

   ''Muhakkak ki Allah, bir topluma verdiği nimeti onlar, kendilerindeki iyi hali fenalığa çevirmedikçe bozmaz (bozup almaz)''(Rad 11 den)

   Demek ki Mevla, bir kavme dini tahsil nimetini verir onlar da ona inanır ona muhabbet ederse bu halleri durdukça nimet değişmez. Fakat inanç küfre, muhabbet buğza dönüşüce Mevla nimetini alıyor. Türkiye'ye gelen felaketler de bundan oluyor. İslami ilimlerle hâkim, vali, kaymakam olunmayacağını iddia ediyorlar. Peki, Sultan Fatih bu ilimlerle nasıl padişah oldu. Ahirette bu dedikleri sözlerinden dolayı ve ilme değer vermediklerinden sebep çok pişman olacaklar amma faidesi olmayacak.

   Dini tahsil neden elimizden alındı? Bir kimse Ruhul Beyan, Nesefi, Alusi, Hazin tefsirlerini öğrense, hadisleri, ayetleri ezberlerse onlar için bir şey ifade etmiyor, imam olmaya kıymet vermiyorlar ve ona işe yaramazsın diyorlar işte bu din bu yüzden kayboluyor, zavallı çocuklar da dinden mahrum oluyorlar.

   Bizler dini tahsil etmemiz sebebi ile bir kuruş dahi kazanamayacağımızı bilsek açlıktan ölsek yine bu ilme devam edeceğiz. Allah için okuyup okutacağız.

   Meymune (Radıyallahu anh) validemizden (manada) emir geldi; "Arapçayı öğrenin ve öğretin"

EN EFDAL CİHAT

   
   
DEVAMI:
Cilt:1                           Sohbet: 15                           TEVBE 19-23
   
   
   
SOHBETLER
Mahmud Efendi Hazretleri'nin sohbetleri