Ayetimize devam edelim:
''Kelime-i Tayyib'' yani ziyade pak olan kelime ancak Allah'a yükselir.
Kelime-i Tayyib ile murad: Başta La ilahe illallah lafza-i şerifi olmak üzere, Sübhanallahi ve bihamdihi gibi sair tesbihler, tahmidler, tekbirler, dualar ve istiğfarlar, okunan Kuran-ı Kerimler hatta insanlar arasında söylenilen güzel sözler, nasihatlar velhasıl Allah katında makbul olan her sözdür.
Bütün bu güzel kelimelerin Allah-u Teala'nın huzuru manevisine yükselmesiyle murad da Cenab-ı Hakkın bunları kabul ederek sahiplerini kat kat mükâfatlara nail buyurmasıdır.
(Vel amelussalihu yerfeuhu) ayeti celilenin bu kısmı üç vecih üzere tefsir edilmiştir.
Birinci vecih:''(yerfeu) kelimesinin faili, kelime-i tayyib olursa mana:''Kelime-i tayyibe amel-i salih-i dergah-ı uluhiyyete yükseltir'' demek olur. Çünkü kelime-i tayyibe ile: kelime-i tevhid murad olunur. Kelime-i tevhid de ameli salihin, Mevla'nın huzuru manevisine yükselmesine sebep olur. Zira iman olmazsa namaz, oruç, hac, zekât gibi hiç bir amel kabul olunmaz ki, dergâh-ı uluhiyyete yükselsin.
İkinci vecih: (yerfeu) kelimesinin failinin, amel-i salih olmasıdır. O zaman mana:''Ameli Salih, kelime-i tayyibeyi yükseltir'' demek olur. Zira imanın kuvvetleşmesi yüksek derecelere nail olması ancak ameli salih ile mümkündür. İman varda namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok ise o iman kuvvetlenemez.
Üçüncü vecih ise: (yerfeu) kelimesinin failinin Allah-u Teala olmasıdır ki, bu takdirde mana:''Allah (u Teala) Hazretleri amel-i salihi yükseltir.'' demektir. Yani onları kabul ederek sahiplerini yüksek derecelere erdirir.
Bu ayeti celileden anlaşılıyor ki ameli salihi barigahı uluhiyyete kaldıracak kelime-i tevhiddir. Şu halde kelime-i tevhid, Allah'a kurbiyyete vesile olduğundan kelime-i tevhide mukarin olan ameli salih de kabule karin olur.
Ameli salih yükselince insanda yükselmiş olur. Ya Rabbi! Kelime-i Tayyibemizi, ameli salihimizi yerine kavuştur. Bizi de onlarla beraber eyle.Kul kusursuz sende afsız olmazsın.
Osman Gazi'den itibaren bütün büyükler, Osmanlı İmparatorluğunu Kelime-i Tayyibe vasıtasıyla yükselttiler. İmanın, ameli salihin lezzeti hiçbir maddiyatta bulunmaz. İşte bizim büyüklerimizde bu lezzete daldıklarından dünyevi zevklerden hiç bir tat almadılar.
Bir kudsi hadiste buyuruluyor ki:
''Ey Dünya! Bana hizmet edene hizmet et.''
İşte Osmanlılar, Allah'ın dinine hizmet ederken bütün dünyada onlara hizmet ediyordu. Hükümetin bütçesinin büyük bir kısmını cizye oluşturuyordu.
Müslüman memleketlerinde eskiden Hıristiyan tebaadan korumaları karşılığında onların şahsından vergi alınıyordu. Buna cizye deniyordu.
Müslümanlar, bir hıristiyan memleketine vardıkları zaman üç şey teklif eder ve bunlardan birisinin kabul edilmesini isterlerdi.
1-Müslümanlığın kabulu
2-Harp
3-Cizye
Cizyeyi kabul eden hıristiyanlar tebaa sayılır. Devletin mutlak himayesine girerler. Dinlerinde, günlük yaşayışlarında adet ve ananelerinde, sanat ve ticaretlerinde serbest kalırlardı.
Osmanlılarda cizye, yüksek, orta ve alçak cizye olmak üzere üçe ayrılmıştı. Cizyeyi yalnız erkekler öderdi. Kadın ve çocuklardan alınmazdı. Cizye, Avrupalıların en fazla gözüne batan bir vergi idi. Onları memnun etme fikrinden dolayı, tanzimatta cizye kaldırıldı. Kırım harbi çıktı. O zamandan bu zaman borç faiz, borç faiz sürüp gidiyor. Cizyenin kaldırılmasıyla müslümanlar oturduğu dalı kesmiş oldular.
Kelime-i Tayyibi (la ilahe illallah) çok zikredelim. İsmi celali de çok söylemelidir. Besmele söylemek, hamdele söylemek, tekbir getirmek hep zikirdir.
Tekbir(Allahu ekber) ''Allah en uludur'' demektir. Namaza dururken ''Allahu ekber'' demekle emrolunduk. Bunu söylemekle, Allah-u Teala'nın, hiç bir mahlûkun ibadetine muhtaç olmadığı, insanların namazlarının, ona faidesi olmyacağı bildirilmektedir.
Namaza içerisinde getirmiş olduğumuz tekbirler ise: ''Allah-u Teala'ya yakışır bir ibadet yapmağa liyakat ve gücümüz olmadığını'' gösterir. Rükûda söylemiş olduğumuz tesbihlerde bu mana bulunduğundan rükûdan sonra tekbir emrolunmadı. Secde tesbihlerinden sonra tekbir emrolundu.
Çünkü secde, tevazu ve aşağılığın en ziyadesi, zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan bunu yapınca hakkıyla tam ibadet etmiş sayılabilir. Bu düşünceden korunmak için secdelerde, yatıp kalkarken tekbir söylemek sünnet olduğu gibi secde tesbihlerinde (a'la) demek emrolundu.
Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde, farz namazlarından sonra 33 tesbih, 33 tahmid, 33 tekbir emretmiştir. Bunun sebebi, bu fakirin anladığına göre, namazlardaki kusurlar tesbih (subhanallah) ile örtülür. Layık olan tam ibadet yapılamadığı bildirilir.
Tahmid (elhamdülillah) ile namaz kılmakla şereflenmenin onun yardımı ve eriştirmesiyle olduğu bilinerek bu büyük nimete şükür ve hamd edilir. Tekbir (Allahuekber) ile de O'ndan başka ibadete layık kimse olmadığını bildirir.
Yapılan ibadetlerin tazimi Mevla'yadır. İbadetlere ihtiyacı yoktur, O'nun isteği tazimdir.
Cahiliyet zamanında kurban kesiyorlar ve kanlarını putlarına ve Kâbe'nin duvarına sürerek Allah'a yakınlık kastediyorlar ve kurbandan maksadın:''Etini fukaraya vermek ve kanını Kabeye sürmek'' olduğunu söylüyorlardı. Bunun üzerine Mevla Teala buyurdu:
''Elbetteki onların ne etleri ve ne de kanları Allah'a erecek değildir. Velâkin ona sizden takva erecektir."(Hacc 37)
Mevla Teala saygıyı seviyor. Ders ayetimize devam edelim.
''Ve Allah, sizi bir topraktan sonra bir nutfeden yarattı ve sonra sizleri çiftler kıldı ve O'nun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olamaz ve doğuramaz ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz ve onun ömründen kısaltılmak da olmaz ki, illa kitapta yazıldmıştır. Şüphe yok ki O, Allah'a göre pek kolaydır.''
Mevla Teala insanı ilk önce topraktan sonrada nutfeden yarattı. O nutfe de toprakta hâsıl oldu. Yaprakta yetişen patates, soğan, domates, biber vs.. insan tarafından yenildi ve mideye indi.Yenilen bu gıdalar orada tahlil edildi. Bir kısmı göze, bir kısmı kulağa bir kısmı saça gitti. Bir kısmından da insanın yaratıldığı su oldu.
Ve Mevla Teala insanları sınıf sınıf kimin beyaz, kimini kırmızımsı, kimini esmer yarattı. Bunları kim yapabilir. Bir çocuğun rengini kim değiştirebilir?
Habeşistanlı zenci bir şahsı sabunlarla, deterjanlarla yıkasanız cildi yine karadır.
''Ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz ve onun ömründen kısıtlamakta olmaz ki, illa kitapta yazılıdır.''
Ayeti celilenin bu cümlesinden anlaşılıyor ki; ömür uzarda, kısalırda. Mesela bir adam sıla-i rahim yaparsa elli sene yaşayacak kırk sene yaşayacak. Bunların hepsi Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
Amma şu da varki; o şahsın sıla-i rahim yapıp ömrü uzayacak mı? Yahut yapmayıp ömrü kısalacak mı? Bunu Mevla Teala biliyor ve ona göre takdir ediyor...