SOHBET23
   Dünya hayatında yiyip içip faidelenen ve arzuları kendilerini oyalıyan kimselere ne acaib sitem değil mi? Gerçekten çok yazık.Bizim helim ağa isminde bir ahbabımız vardı.Derdi ki:
   ''Merkep dokuz türlü yüzme bilir fakat suya düşünce hepsini unutur''
   Bizde çok yemenin, çok içmenin zararlı olduğunu biliyoruz ama sofraya oturunca hepsini unutuyoruz.Sahabe-i Kiram acıkmadan yemezlerdi, doymadan kalkarlardı; hastada olmazlardı.

   Bazı insanlar yemeğe karşı çok haris olur.Bir hikaye vardır:

   Bir kimse varmış, bir türlü doydum demezmiş.Zamanın padişahının oğlu:''Ben ona doydum dedirteceğim'' demiş.Çeşit çeşit çok miktarda yemekler yaptırıp, o kimsenin önüne koydurmuş.Padişahın oğlu başı ucunda kılıçla oturarak doyana kadar yemesi için ısrar etmiş.Nihayet o kişi artık yiyemiyecek hale gelince sofradan kalkmış, kapıdan dışarı çıkarken ona sormuşlar:''Doydun mu?'' o da:''Yemek çok ama kılıcın korkusundan yiyebildim mi ki?'' demiş.

   Yemeğin fazlası zarardır unutmayalım.Biz de Allah'ın korkusundan ihtiyacımızdan fazla yememeliyiz.Yemekte değilde ibadette ''Hel min mezid'' daha var mı? demeliyiz.Tabi hiç yemeden de olmaz.İbadet etmeye güç bulabileceğimiz için bir miktar yememiz lazımdır.

   Cehennemden hangi durumda olanlar çıkmayacak? İmansız olarak öldükleri halde cehenneme girenler hiç çıkmayacaklar.Bir müminin işlemiş olduğu günahlar onu imandan çıkarmaz.

   Mevla Teala Nisa Suresinde buyuruyor ki:
   ''Şüphe yok ki Allah (u Teala) kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez, bundan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur.Ve her kim Allah'a şerik (ortak) koşarsa, muhakkak ki, pek uzak bir delalete (sapıklığa) sapmıştır.''(Nisa 116)

   Ancak Ayet-i Celiede Mevla Teala ''dilediğinden'' buyuruyor, bu bakımdan ihtiyatlı olmak lazımdır.Onun için günahın büyüğünden de, küçüğünden de kaçınmalıdır.Zira Mevla Teala küçük bir günahtan sebeple de kulunu cehenneme atabilir.Akaid de şöyle bir ibare vardır:
   ''Haramı helal kabul etmedikçe, Mevla Teala'nın küçük günahlara karşı affı caizdir.Haramı helal görmek küfür (kafirlik) dir.''
   Akaidi iyi bilmek lazımdır.

   Şimdi ayetimize dönelim.Mevla Teala ilk ayet-i celilede:
   ''Muhakkak müminler felaha kavuşmuştur'' buyurmuştur.Bundan sonraki ayet-i kerimelerde de felaha kavuşacak olan müminlerin vasıfları açıklanacak:

(Ders ayeti)
   ''Onlar o kimselerdir ki namazlarında huşu içerisindedirler.''

   Huşu:Kalbiyle Allah'tan korkmak, masivayı terkederek kemal-i hudu' ve tevazu ile ona bağlanmak demektir.
   Huşu, korku ile karışık sevgiden gelen edepli bir hal, yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülüktür.Birde uzuvların huşusu vardır ki, uzuvların sessiz ve hareketsiz sakin olması ve gözlerin secde mevziine bakıp sağa sola iltifat etmemesidir.

   Namaz kılarken huşu ve hudu üzere olmalıdır.Namazda huşu da, ancak kalbi namaz için vesvese ve düşünceden boşaltmakla, namaz dışındaki şeylerden namaz sebebiyle vazgeçip sadece onunla meşgul olmakla mümkündür.Bu bakımdan namazda gözleri secde mevziinden ayırmamak, sağına soluna bakmamak, elleriyle yüzüyle, gözüyle, skalıyla veya başka bir azasıyla oynamamak lazımdır.

   Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir gün namaz kılan birisini gördü.Namazda sakallarıyla oynuyordu.Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki:
   ''Eğer şunun kalbi huşu etseydi, azalarıda huşu ederdi.''

   Hocalara horozun yem yemesi gibi namaz kılmak yakışmaz.Tabi talebelerden ve diğer müslümanlardan bazı kimseler vardır ki, namaz kılarken öksürerek boğazlarını temizlerler.Halbuki bunu özürsüz olarak yapmak namazı bozar.

   Ayşe (Radıyallahu Anh) validemizin annesi Ümmü Ruman diyor ki:''Namaz kılarken sallanıyordum.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) beni bu halde görünce öyle azarladı ki, az kalsın namazdan çıkıyordum.''
   Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) dediki:''Herhangi birinizin namaz içerisinde bütün vücudu sakin olsun, yahudiler gibi sallanmasınlar.Zira namazda azaların sallanmaması, namazın huşuundandır.''

   Nisaburi'de beyan olunduğuna göre:''Huşu, namazın kabulünün ve sevabının şartıdır, borcundan kurtulmasının şartı değildir.''
   Çünkü huşu bulunmaksızın namazı eda eden kimsenin namaz borçları düşer.Ancak huşu ile eda edilmediği için dergah-ı uluhiyette güzel kabul ile kabul olunmaz, sevabı da olmaz.

   Huşu ahirette de olacaktır.Nitekim:
   ''Sesler, Rahman'ın adaletinden huşu' edecek (kısılacak) artık en hafif bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsin.''(Taha 108)

   Dersimize devam edelim:
   ''Onlar o kimselerdir ki, her lüzumsuz şeyden yüz çevirirler.''

   Ayeti celilede geçen ''Lagiv'' le murad:maleyanidir.
   Maleyani: Dünyevi ve uhrevi hiçbir faydası olmayan sözler ve işlerdir.

   İnsanı Allah'dan alıkoyan herşey lagivdir.Mesela Cuma günü hutbe esnasında cemaatten erkek bir söz söylese lagivdir.Zira Resulullah Efendmiz buyuruyor ki:
   ''Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına sus bile dersen muhakkak gevezelik etmiş olursun''

   Resulullah buyuruyor ki:
   ''Mevla'nın kulundan yüz çevirmesinin alameti o kulun maleyani ile meşgul olmasıdır.''

   Dilin boş söz konuşması lagivdir, kalbin boş düşüncelere dalması lagivdir.İnsan namaz içerisinde bilhassa boş düşüncelereden kendini alıkoymaya çalışmalıdır.İnsanoğlu namaz içerisinde boş şeylere öyle bir dalıyor ki on tane İstanbul kurup bozuyor, belkide dünyayı yapıp bozuyor.
   Zamanımızda televizyonlar, sinemalar, tiyatrolar, gazinolar baştan aşağı bunların hepsi maleyaniye dahildir.

   Cenabı Hak, felaha kavuşanları anlatmaya devam ediyor:
(Ders ayeti)
   ''Onlar öyle kimselerdir ki zekatlarını vericidirler.''

   Zekat meydanı çok geniş bir meseledir.Zekat vermek islamın beş şartından biridir.Zekat vermek lebette lazımdır.Namaz beden ile yapılan bir ibadet olduğu gibi zekatta mal ile yapılan bir ibadettir.Yıllık bir ibadet olup, zengin müslümanların mallarının kırkta birini fakir müslümanlara vermelerinden ibarettir.
   Zekatın lugat manası; bereket, gelişme, taharet (temizlik), salah....
   Zekatın lugat manasıyla şeriat manası arasında münasebet mevcuttur.Yani zekat vermek malın bereketlenmesini sağlar.Zekat kulların kulluktaki sadakatine delalet eder.Bu cihetle zekata sadaka denmiştir.Zekat vermeye ''tezkiye'' Zekat verenede ''Müzekki'' denir.
   Zekatın aleni olarak verilmesi efdaldir.Böyle yapmakla başkalarına örnek olunmuş olunur ve kişiyi başkalarının kendisi hakkında yapabilecekleri suizandan kurtarır.Bunun adasında riya hasıl olmaz.Nafile sadakalarda ise böyle değildir.Onları gizlice verip gösteriş ihtimalinden kaçınmak faziletlidir.
   İşte felaha eren müminlerin vasıflarından biriside budur.Zekata tabi olan muhtelif mallarının zekatlarını her zaman ve her yerde eda ederler.

   Cenab-ı Hak felaha kavuşan müminlerin bir diğer vasfını bildirerek buyuruyor ki:
(Der ayeti)
   ''Ve o müminler ki onlar elbette avret mahallerini muhafaza edicidirler.''

   Ayeti celilede geçen (Hafizune) kelimesi müzekker (erkek) sıgasında gelmişse de kadınlarda buna dahildir.
   Şeriatı anlatırken gerektiği yerde açıklamalar yapmak ayıp değildir.Ayıp, insanın namusunu muhafaza etmemesidir.Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) buyuruyor ki:
   ''İki çene ile, bacakların arasında olan hususta bana kefalet veren kimsenin ben cennete girmesine kefil olurum''

(Ders Ayeti)
   ''Ancak zevceleri veya sağ ellerinin malik olduğu cariyeleri müstesna.Çünkü onlar, bu halde kınanmış değillerdir.''

   Mümin erkekler ancak zevceleriyle veya sağ ellerinin sahip olduğu cariyeler ile şer'i hudutlar içerisindeki münasebetlerinde itham olunmazlar, kınanmazlar.

   Muharebede islam düşmanlarından esir alınan kadınlara:''Cariye'', erkeklere ise:''Köle'' denilir.İslam hukukuna nazaran insanlarda asıl olan hürriyettir.Bütün insanlar dünyaya hür olarak gelirler.Harp sebebi ile bu hürriyetten mahrum olunur.Müslümanlığın yayılmaya başladığı ilk devirde bütün milletlerde şiddetli bir esaret mevcuttu.

   Diğer milletler esrileri öldürüyor veya pek meşakkatli işlerde hizmetçi olarak kullanıyorlardı.İslam ise esirlik müessesini tarihte bir misli daha görülmemiş bir surette islah etmiştir.Hürriyet nimetinden mahrum kalanlara karşı büyük bir şefkat ve himaye göstermiştir.
   Onların haklarına riayet etme hususunda önemle durmuştur.Hürriyetini kaybetmiş olan insanların tekrar hürriyetini esas almıştır.Bu hususta islam hukukunda bir çok hükümler mevcuttur.Bazı günahların affı için köle veya cariye azad etmek suretiyle keffarette bulunmak vecibesi islamiyetin esirlerin hürriyyetine verdiği büyük kıymeti ifade eder.

   Bir hadisi şerifte:
   ''Herhengi bir müslüman bir müslüman şahsı azad ederse, Allah (u Teala) onun her uzvu mukabilinde o azad eden zatın her uzvunu ateşten halas eder.'' buyurulmaktadır ki bu çok büyük bir teşviktir.

   Hem de köleler ve cariyeler, efendilerinin yanında islamiyetin güzelliğini görerek imanla şereflenme ihtimallerinde çok fazladır.Fakirlikten sebep bir kadın cariye olamaz.İlla harp esirlerinden olacaktır.Ve hemde esir alınırken henüz müslüman olmamış olacak...

(Ders Ayeti)
   ''Kim de bu helalden başkasını ararsa, işte onlar mütecavizlerdir.''

   Haddi tecavüz ediciler yani helalden harama geçenler demektir.
   İnsanın cinsel ihtiyacını kendi eli ile gidermesi haddi tecavüze girer.Buna ''İstimna' bil yed'' denir.Bu da kitap ve sünnetle haramdır.
   Begavi demiştir ki:İstimna' bil yed haramdır.
   Ata demiştir ki:İşittim ki kıyamette bir kavim elleri bağlı olarak haşrolunacak, zannediyorum ki bunlar ''İstimna' bil yed'' lerdir.

(Ders Ayeti)
   ''Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.''

   Emanet kelimesi: Namaz, oruç vesair ibadetler gibi kul ile Allah arasında olan emanetlere, Allah'ın kulu üzerindeki haklara, kullar arasında alınıp verilen emanetlere, vekaletlere, memuriyetlere, san'atlara ve sırlara şamildir.Bütün şeriat emanettir.

   ''Biz emaneti (Allah'a itaat ve ibadetleri) göklere, arza ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular da onu insan yüklendi.İnsan (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor.''(Ahzab 72)

   Bazı asılsız hikayeleri Nasreddin Hoca'ya atfederler.Halbuki mubarek onları yapmamıştır.Bunlardan biride şu hikayedir.

   Nasreddin Hoca bir gün birinden kazan alır, bir müddet aradan sonra kazanın içine bir tencere koyarak verir.Adam da:''Bu nedir?'' der.Nasreddin Hoca:''Senin kazan doğurdu'' der.Bu durum kazan sahibinin çok hoşuna gider, gönlünden geçirir ki:''Bir daha istesin kazanımı yine alsın''
   Bir zaman sonra Nasreddin hoca adamdan yine kazanını ister, o da sevinerek verir.Fakat günler geçer hoca kazanı vermez.Bir gün adam sorar:''Hoca bizim kazandan ne haber?'' Hoca da cevap verir:''Senin kazan öldü'' Adam da:''Olur mu hocam' Hiç kazan ölür mü?'' der.
   Nasreddin hoca da:''Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niçin inanmıyorsun?'' der.
  
   Yani bunun gibi uydurma sebepler icat edip emanete ihanet etmemeli.İnsanların kazmasınıi küreğini, arabasını veya herhangi bir eşyasını alıp zarar vermemelidir.Bir insanın evinde bulunuluyorsa onun evindeki hiçbir şeyi kirletmemelidir.Kendi malından daha titiz kullanılmalıdır.

   Ayeti kerimede ''Verdikleri söze riayet edicidirler'' buyuruluyordu.
   Ahd kelimesi: Allah ve Resulü ile muahedelere, kullar arasında olan teahhüd, sözleşme ve andlaşmalara şamildir.Bir ayeti celilede şöyle buyurulmaktadır:
   ''Allah'a verilen söz ise, sorumluluğu gerektirir.''(Ahzab 15)
   ''Ahdime vefa edin ki, ahdinize vefa edeyim ancak benden korkun.''(Bakara 40)

   İlim, alimlerin boyunlarında emanettir.Her kim ilmini ketmeder (gizlerse), cehennemde ateşten gemler ile gemlenir.

(Ders ayeti)
   ''Onlar ki namzalarını gereği üzere devamlı kılarlar.''

   İşte bu namaz ibadeti varya çok mühimdir.Bu on hasleti kendilerinde toplayanlar muhakkak felaha dahil olanlardır.
1-Namazlarında huşu ederler
2-Lağvden yüz çevirirler
3-Zekatlarını verirler
4-Namuslarını muhafaza ederler
5-Ancak zevcelerine ve sahib oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır
6-Bundan ötesini taleb etmezler
7-Emanete riayet ederler
8-Ahd'e riayet ederler
9-Namazlarına devam ederler
10-İman ederler
   Bu on hasleti becerebilmemiz için Rabbimizden yardım isteyelim.

(Ders Ayeti)
   ''İşte bu vasıfları toplayanlar, varis olanlardır.-Ki onlar, firdevs cennetine varis olacaklardır.Onlar orada ebedi kalacaklardır.''

   İşte bu çok büyük bir müjdedir.Yüce Allah buyuruyor ki:
   ''İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için firdevs cennetleri bir konukluk olmuştur.''(Kehf 107)

   Ubade İbn-i Samit'ten rivayet ediliyor.Allah'ın Resulu (Sallallahu aleyhi ve sellem):
   ''Cennette yüz derece vardır, her bir derecenin arası yer ile gök arası kadar geniştir.Firdevs cenneti derecelerin en yükseğidir.Cennetin dört ırmağı buradan çıkar, bunun üstünde arş vardır.İstediğiniz zaman Allah'tan Firdevs isteyin.'' buyuruyor....
 
SOHBET SONU
FELAHA KAVUŞANLAR
ANA SAYFA  SOHBETLER
Bismillahirrahmanirrahim