Cenab-ı Hak celle ve ala Araf suresinde buyuruyor ki:
''Kuran-ı Kerim okunduğu vakit onu hemen dinleyin ve sükut edin. Ta ki rahmete nail olasınız.''(Araf 204)
Amel etmekle sorumlu olduğumuz ayetler okunacak.''Ben biliyorum'' demeyelim. İmam-ı Azam'a sordular:''Sen nasıl böyle büyük bir ilim sahibi oldun?'' dedi ki:''Ben bir meseleyi bin defa duysam, bin birincide hiç duymamış gibi dinlerim.''
Eskiden bir ayete mana verirken seviniyordunuz. Korkarım şimdi o hal kalmadı. Böyle bir duruma ''istiğna'' derler. Yani ihtiyaçsız olmak, doymak gibi. Aman dikkat edelim. Allah'a çok yalvaralım:''Günden güne benim feyzimi artır, Kuran'ı kerimi daha iyi anlamak nasib eyle rabbim.'' diye dua edelim.
(Ders Ayeti)
''Ey insanlar! Bir mesele beyan edildi. Onu artık dinleyiniz! Şüphe yok ki, Allah'tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz bir sinek bile yaratamazlar. Velev ki onun için hepside toplansınlar. Ve eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu ondan geri alamazlar. İsteyende istenilende zayıf olmuştur.''
Cenab-ı Hak (Ey iman edenler) buyurduğu yerde yalnızca müminlere hitab etmiş oluyor. Burada ise (Ey insanlar) denilmekle müminlere de kâfirlere de hitab olunmuş oluyor.
Yani Mevla Teala buyurmuş oldu ki:''Bakınız hepinize hitab ediyorum, hepiniz bu hitabın içerisindesiniz. Erkek, kadın, zengin, fakir, amir, memur hepiniz.''
Ayeti kerimede geçen (Zuribe) vurmak, gitmek, mesel söyleme, beyan etme manasınadır.
Cenab-ı Hak müşriklerin mabudlarının ne kadar aciz olduğunu belirtmek için bir misal beyan ediyor ve:''Ey müşrikler! O kendi ellinizle yontup yaptığınız putlarınız var ya, o mabudlarınız yalnız olarak tek bir sineği yaratmaya kadir olamadıkları ibi hepsi bir araya toplanmış ve çalışmış olsalar gene bir sineği icad etmeye kadir olamazlar.'' buyuruyor.
Necm suresinde:
''Siz Lat'ı ve Uzza'yı gördünüz mü? Diğer üçüncü bir put olan Menat'ı da (gördünüz mü?)'' buyuruluyor.
İşte müşrikler bunlara ilah diyorlar, bunlara tapıyorlar, hâlbuki bunların hepsi zelil, kuvvetten ve kudretten mahrum şeylerdir. Hiç onlar ilah edinilir mi?
Bir sivrisineği yaratamayan şeye ilah diyorsun da O her şeyi yaratan Allah'a niçin ibadet etmiyorsun? Her şeyini O yarattı. Ağzını, gözünü, burnunu, dilini, kulağını O yarattı ellerini, ayaklarını O yarattı. Rızkını O verdi, insan için dünya hayatında gerekli olan herşeyi O yarattı, dünyada ev verdi, mal mülk verdi, aile verdi, ahirette de cennetini hazırladı.
Böyle bir Allah'ı bıraktın da bir sivrisinek dahi yaratamayan putları ilah tanıdın. Böyle bir adam aya çıksa ne fayda eder. Ayı dünyaya indirse dahi ne fayda eder, onun sonu cehennemde yanmaktır.
Cehennemliklerden birine Cenab-ı Hak soracak:''Ey insan! Bütün dünya senin olsa, buradan çıkmak için verir miydin?'' O kişi de:''Verirdim Ya Rabbi.'' diye cevap verecek. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:''Yalan söylüyorsun ondan daha ehvenini verdim sana, bana ortak koşma dedim, niye koştu? şimdi cezanı çek, yan orada'' buyuracak.
İlah olmak için yerleri döşek gibi yapmak, dağları dikmek lazım. Havayı, suyu, bitkileri, sebzeleri, meyveleri yaratmak lazım.İnsanı yaratmak lazım.Daha ona akıl, irade vermek lazım.Bunlardan hiçbirini yapamayan için sen kalk ilah de.Ey müslümanlar uyanık olalım.Gazinolar, diskotekler yaz oldu mu plajlar dop dolu, camiler ise bom boş.Milleti nelerle kandırıyorlar değil mi?
Mevla Teala ayeti kerimesinde:''Onlar bir sivrisinek dahi yaratamazlar'' buyurarak kullarını ne güzel ikna ediyor. Bir sivrisineği dahi yaratamayana ilah diyenler yeryüzünün en cahilleridir. Nefsini ilah edenlerde öyledir. Onlarda Mevla'nın ilahlığını kabul etmezler. Peki soruyorum senin nefsin bir sinek yaratabilir mi? Şu halde bir hain nefsin nesine tapıyorsun. Ya Rabbi sen bizi ehli tevhidden eyle. Amin.
Cenab-ı Hak Kıtal suresinde buyuruyor ki:
''Bil ki şüphesiz Allah'tan başka ilah yoktur ve günahın için ve imanlı erkekler ve imanlı kadınlar için mağfiret dile. Allah-u Teala dolaştığınız yerleri ve durduğunuz yerleri bilir.'' buyuruyor.
Allahımızı (celle claluhu) bilelim. Alllah'a inanın ey insanlar. Kâfirlerde Allah'ı biliyorlar. Ama bakın nasıl?
Bizim memleketli Mustafa isminde birisi vardı, senelerce Almanya'da kaldı. Ona Almanya'yı nasıl buldun? diye sorulunca dedi ki:''Evlerine gitseniz her tarafını temizlikten pırıl pırıl görürsünüz ama evlerine pis bir koku sinmiştir. Her tarafta da mutlaka bir haç vardır. Onların bu hallerine ben gülüyorum. Onlarda bana gülüyorlar. Bir gün arabayla beni haçların imal edildiği yere götürdüler. Orada irili ufaklı birçok haç vardı. Hepsinin fiyatları birbirinden farklıydı. Tamam, bunları gördüm bunların en büyüğü nerededir? diye sordum 'Romada'ki falan papadır' dediler. Ya o ölürse ne olur diye sorunca de 'yerine başkası gelir' dediler.
İşte o papalar varya halkı bu haçlara, putlara taptırıyorlar. Kendi başlarına şeriat(din) koyuyorlar. Kâfirlerin halleri böyledir. Bu kafirlerin altından yapılmış köşkleri olsa, onlara ne fayda edebilir ki! Kâfirleri böyle bilelim. Ama kendimize de güvenip kibire kapılmayalım.
Bir hadisi kudsi de buyuruluyor ki;
''Kibir benim ridamdır, azamet de izarım. Her kim bu ikisi hakkında benimle münazaaya kalkışırsa onu helak ederim.''
Mustafa İsmet Garibullah Hazretleri bu nefsin ilahlığından kurtulabilenin, nefis ezmenin ilacı olarak Risale-i Kudsiyesinde şöyle buyuruyor:
Hem nevafil sünnet ile nefsi dek
Kıl azametle amel bul sırrı hak
Manası:''Sünnetlere ve nafilelere devamla nefsini yen ve azimetle amel ederek hakkın sırrına kavuş.''
Şimdi pek nafilelere önem veren yok. Kazası olan nafile kılmaz diyorlar. Hâlbuki gayret edilse farzlarda yapılır, nafilelerde... Gazinolara, kahvehanelere, sinemalara gidilmezse, boş şeyler ile meşgul olunmazsa bütün ibadetler yapılır. Mevla'nın rızasına ulaşılır.
Peygamberimiz bir hadisi şeriflerine buyuruyorlar ki;
''Cennete ilk gireceklerin yüzleri ayın ondördü gibi olacak. Cennetekiler tükürmezler, sümkürmezler, helâya gitmezler, köşklerinin kapıları altından, tarakları altından ve gümüştendir. Buhurdanlarından yanan cennet 'od'udur. Terleri misk gibi kokar. Her erkeğe iki hanım verilir ki güzelliklerinden ilikleri üstten gözükür, aralarında çekişme olmaz. Duyguları birdir. Sabah akşam Allah'ı tesbih ederler.''
Kafirlerin Allah'ı nasıl bildiklerini anladınız değil mi? Bizim öyle bir Allah'ımız var ki, gözlerimizle göremeyiz, ellerimizle tatamayız. Peki bu Allah'ımızı nasıl bileceğiz? Resulüllah'ın buyurduğu üzere:
''Nefsini bilen Rabbini bilir''
Mevla Teala'nın 8 sıfatı subutiyesi ki bunlar hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam, tekvindir. Bunların suretlerini Allah-u Teala bizim ruhumuza vermiştir. İşte bunları anlamakla ruhu anlıyoruz. Ruhu anlamakla Mevla Teala'nın sıfatlarını anlıyoruz. Mevla'nın sıfatlarını anlamakla da sıfatlarını anlıyoruz. Mevla Teala'nın sıfatlarını anlamakla da O'nu bilmiş oluyoruz.
Onların haçları ne yaratabiliyor? İbrahim (Aleyhisselam)'ın kıssasını hatırlayalım:
İbrahim (Aleyhisselam)'ın başta babası olma üzere bütün kavmi putperest idi.Onlara ne kadar analttıysa da onları bir türlü putlara tapmaktan vazgeçirememişti.
Bunun üzerine İbrahim (aleyhisselam) putları kırmaya karar verdi. Bir gün kavmi panayıra gidiyordu.Giderken putların bulunduğu yere girdiler, ileri gelenler putlara yaklaştılar.Bayrama çıkmazdan önce yemekler getirip putların önüne koydular.Putların önüne koydukları yemeklerin bereketlendiğini zannederler, döndükten sonra o yemekleri yerlerdi.Adetleri böyle idi.
Bundan sonra İbrahim (Aleyhisselam)'a bizimle beraber bayram yerine gelmez misin? diye sordular. İbrahim (aleyhisselam) hasta olduğunu söyleyerek orada kaldı.
Putperesler bayram yapmaya gittikten sonra İbrahim (Aleyhisselam) puthaneye girdi. Putların yanına yaklaştı orada bulunan yemekleri kastederek:''yesenize'' dedi. Putlardan bir cevap gelmeyince onlarla alay ederek ''size ne oldu konuşmuyorsunuz'' diyerek bütün putları baltayla kırmaya başladı. Yalnızca en büyük putu bırakıp baltayı onun boynuna astı.
İbrahim (Aleyhisselam)'ın kavmi bayam yerinden dönüp putlarının parçalanmış olduğunu görünce:
''Dediler ki; bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı her kim yaptıysa şüphesiz zalimlerdendir.''
''Dediler ki: kendisine İbrahim denilen bir genci işittik ki onları (putlarımızı) anıp duruyor.''
''Dediler; onu insanların gözü önüne getirin, umulur ki onlar şahadette bulunurlar''
Bunun üzerine İbrahim (Aleyhisselam)ı getirdiler.
''Dediler ki Ey İbrahim! Bizim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın?''
Hazreti İbrahim'de onların ahmaklıklarına işaret ve putların ne kadar aciz şeyler olduğunu izhar için:
''Dedi ki: Belki onu onların şu büyüğü yapmıştır. Eğer konuşuyorlarsa ona sorunuz.''
İbrahim (aleyhisselam) böyle deyince müşrikler bir an yaptıkları hatanın farkına vardılar.
''Bunun üzerine kendi nefislerine döndüler de dediler ki: siz şüphesiz zalimlerdensiniz.''
''Bundan sonra başları üzerine (eski kafalarına) döndüler de (dediler ki):Muhakkak sen bilirsin ki onlar konuşamazlar.''
''Bunun üzerine İbrahim (Aleyhisselam) dedi ki, O halde Allah'dan başka size hiçbir şey ile fayda veremeyecek ve zararda def edemeyecek bir şeye mi ibadet edersiniz.''
''Yazık size ve Allah'tan başka taptıklarınıza, hala akıllanmayacak mısınız?''
İbrahim (Aleyhisselam) böyle konuşunca Nemrut ve damları bir ateş yakmaya ve İbrahim (aleyhisselam) ı o ateşe atmaya karar verdiler.
''Dediler ki: Onu yakınız ve ilahlarınıza yardım ediniz. Eğer bir iş yapacaksanız.''
Nemrutun emri üzere, kavmi, İbrahim (aleyhisselam) I yakmak için bir meydana odun yığmaya başladılar, bu hal bir ay kadar devam etti. Nihayet bu odunları yakınca çok büyük bir ateş meydana geldi. Öyle ki havada uçan kuşlar bu ateşin harareti ile yanıyordu. Yedi gün bu ateş devam etti. Ateş o kadar yüksek olmuştu ki, İbrahim (Aleyhisselam) ı o ateşe nasıl atacaklarını bilemiyorlardı.
Bu arada şeytan insan suretinde gelip onlara mancınığı öğretti. Böylece mancınık yapıp İbrahim (Aleyhisselam) ı ateşe savurdular. İnsanlardan ve cinlerden başka bütün yer ve gök ehli, bütün melekler sayha ederek:''Ya Rabbi! Senin halilin ateşe atılıyor, yeryüzünde ondan başka sana ibadet eden yok bize izin verir misin ki ona yardım edelim.'' dediler.
O zaman Cenab-ı Hak:''Eğer sizden birinizden yardım isterse muhakkak ona izin veriyorum. Yok, eğer kimseden yardım beklemezde bana sığınırsa benimle onun arasını bırakın.'' buyurdu.
İbrahim (aleyhisselam) havadayken İsrafil (aleyhisselam) geldi. Dedi ki:''Ya İbrahim! Rüzgârlar, yağmurlar benim emrimde dilersen yağmurlar yağdırayım, rüzgarlar estireyim bu ateşi söndüreyim.'' İbrahim (aleyhisselam) ise:(Hasbunallahu ve ni'mel vekil) ''Bana Rabbim kâfidir, O ne güzel vekildir.'' dedi. Bu sefer Cebrail (aleyhisselam) geldi: ''Bir hacetin var mı?'' diye sordu. İbrahim (aleyhisselam) yine: ''Rabbim bana yeter'' cevabını verdi.
Cenab-ı Hak O'nun hiç kimseden yardım taleb etmeden yalnızca kendisine sığındığını görünce bizzat ateşe kendisi hitap ederek:
''Dedi ki: Ey ateş! İbrahim üzerine serin ve selamette ol.''
Cenab-ı Hakkın bu tecellisi karşısında ateş derhal tesirini kaybedip Hazreti İbrahim'e asla zarar veremez hale geldi, orası adeta yeşilliklerle dolu bir bahçe haline geldi.
İşte bu kıssa hakkın batıl üzerine galip geldiğinin, hakka delalet ve irşad için çalışanları Mevla Teala'nın daima himaye eylediğinin en güzel örneğidir.
Birde Resulüllah'ın mağarada ki halini düşünün. Mekke müşrikleri islam dininin yayılmasına mani olmak için Allah'ın Resulünü öldürmeye karar vermişlerdi. Resulullah Efendimiz Hazreti Ebubekir ile beraber Mekke'den Medine'ye gitmek üzere yola çıkmışlar gece sevr dağında bir mağaraya sığınıp orada sabahlamışlardı.
Sabah olunca Resulüllah'ın Mekke'den çıktığını öğrenen Kureyş müşrikleri onların izlerini sürerek mağaraya kadar gelmişlerdi. Mağaranın kapısında kuşların yuva yaptığını, örümceğin ağ ördüğünü görünce eğilip de mağaraya bakmamışlardı. Halbuki eğilipde bakmış olsalardı, onları görebilirlerdi. Bakmadılar, bakamadılar. Çünkü Allah var, O baktırmıyor.
Bu esnada Ebubekir (Radıyallahu anh) ın kalbine bir korku düşüyor:''Ya Resulallah ayaklarının ucuna baksalar bizi görecekler.'' diyor.Bunun üzerine Peygamber Efendimi (Sallallahu aleyhi ve Sellem):''Ey Ebubekir! Mahzun olma Allah bizimle beraberdir.'' buyuruyor. Ve orada Hazreti Ebubekir'in kalbine teveccüh ediyor.
''Allah (-u Teala) Hazretleri oun (Hazreti Ebubekir'in) üzerine sükunet indirdi.''(Tevbe 40 dan)
İşte Allah Azza ve Celle Hazretleri böyle korkulu bir günde peygamberine yardım etmiş, Hazreti Ebubekir üzerine sükuneti inzal buyurarak onu hüzünden kurtarmıştı.
Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir tanedir. Nasıl ki uluhiyette Allah'ın ikincisi yok ise varlıklar içerisinde de Resulüllah'ın ikincisi yoktur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
''Ben Allah'ın nurundan yaratıldım, müminlerde benim nurumdan.'' Kâfirlerde Onun nurundan yaratılmıştır ama onlar nurlarını söndürmüşlerdir.