TASAVVUF YOLCULARININ MEKANI
ANA SAYFA    YAZI ARŞİVİ
_
_
DOÇ. DR.(!) ABDÜLAZİZ BAYINDIR VE TARİKATLAR
..............................................................................................................................
  Türkiye genelinde yaptığı ücretli Kur’an Meal’i yarışması nedeniyle tepkileri üzerine çeken Süleymaniye Vakfı’nın ve Abdülaziz Bayındır'ın Tarikat ile ilgili kitap yazdığı, kitabın tarikat usullerine ve kaidelerine reddiye amaçlı olduğu ortaya çıktı.

   ‘Kuran Işığında Tarikatçılığa Bakış’ adlı eserde yazarın, Mahmud Efendi Hazretleri ve Bayram Ali Karamustafaoğlu ile bu konuyu tartıştığı iddia ediliyor. Zaten kitabın içeriği de iddia edilen bu diyaloglardan oluşuyor. Ancak çok ciddi çarpıklıklar var.

   Mesela; Efendi Hazretleri ile yapıldığı iddia edilen sohbette Efendi Hazretleri bir kere konuşuyorsa yazar beş kere konuşuyor.(böyle gösteriliyor)
   Önce ‘Şeyh Efendi’ denilerek Efendi Hazretlerine veya ‘mürit’ denilerek orada bulunan diğer şahısların sözlerine yer veriliyor, sonra şahıs istediği gibi yorum yapıyor ve konu kapanıyor yani yazara göre konu aydınlığa kavuşuyor (!).

   İşin en vahim ve korkunç tarafı bu kitabı okuyanlar, gerçekten de profesörün haklı olduğu zannına kapılabilirler. Çünkü Efendi Hazretleri’nin ayrıntılı olarak verdiği birçok cevap kitapta yer almıyor ve her nedense son sözü; kendine göre yanlışları çürütürcesine hep Abdülaziz Bayındır söylüyor.

   Kitabın rabıta bölümünde ‘bir de rabıtanız var!’ diyerek kaba bir üslup ile başlayan Bayındır’ın bir çok hadisi şerifi inkar edişi, büyük alimlerin sözlerini ve davranışlarını da yok sayıcı hali gözlerden kaçmıyor.

   İşte o skandal kitaptan bir bölüm:

ŞEYHEFENDİ (Mahmud Efendi olduğu iddia edilen kişi): ''Biz insanlara bize ibadet edin demiyoruz ki.''

Bayındır: ''Siz herhalde ibadetin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Söyler misiniz bana mürit şeyhin yanında nasıl olmalıdır?''

   Edep sınırlarını zorlayarak konuşan Bayındır'a bu kabalığına rağmen mürit ile mürşit arasındaki bağ anlatılıyor. Cevap ise yine kabaca;

Bayındır: ''Yani kısaca mürit şeyhin kölesi olacak. Kölelikten de daha öte bir bağlılığı olacak. (…) Bağlılığında bir sınırı var. Burada bütün sınırlar aşılıyor!.....''

   Bütün derdinin gerçekleri ortaya çıkarmak olduğunu ısrarla iddia eden Bayındır, kitabın sonuç kısmında ağzındaki baklayı çıkarıyor:
  ‘’Bir hocanın etrafında toplanıp bir gurup oluşturmak, Kur’an ve sünnete uygun olarak İslamı yaşamak sadece takdir edilecek bir davranıştır.
   Tutarda o hocaya bir takım manevi makamlar tanır onu Allah ile kendi aranızda bir vasıta kılar, insanları ona bağlanmaya çağırırsanız işte bunu kabul etmek mümkün olmaz.’’

   Takdir edersiniz ki hadisi şerifleri ve büyük İslam âlimlerini hüccet (delil) olarak kabul etmeyen bu tür insanlar hep inkâr makamında kalmışlardır.
   Kuran’ı inkârlarına delil olarak sunan bu gibi şahıslar, yaptıkları yanlış çalışmalarının ahirette vereceği menfi sonuçları bilseler büyük zahmetlere girip böyle kitaplar bastırmazlardı.

   Biz biliyoruz ki bu gibi şahıslar, İslam’ı sadece Kuran’a bağlamak ve birçok hadis kaynağını inkâr etmek gafletine,  her iddiası İslam âlimleri tarafından çürütülmüş olmasına rağmen, İlahiyat fakültelerinde hızla yaygınlaşan ‘Muvahhidlik’ ve ‘Mutezile’ mezhebi gibi akımlara kapılmaları nedeniyle düşüyorlar.

   Güneş balçıkla sıvanamayacağı gibi perde ile de örtülemez. Kör bir insanın güneşin olmadığını iddia etmesi ne kadar saçma ve yersiz ise bu gibilerin de hakkı inkârı o kadar batıldır.

   Bizim derdimiz ise konunun Efendi Hazretleri ile ilgili olması değildir. Yegâne derdimiz gerçeği arayan kardeşlerimizin, adının başına doç. dr. gibi bazı unvanlar takılmış ilim sahibi insanlar tarafından yanlış yönlendirilmeleri ve saptırılmalarıdır…
  
   Bu noktada bize düşen görev; bu gibi insanları ve doğru olmayan görüşlerini deşifre etmektir.