ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI

12 Mayıs 2011

 

Her mü’minin, âlimleri ve salihleri sevmesi, onlar ile düşüp kalkmayı huy edinmesi, gereken bilgileri onlara sorup öğrenmesi, nasihatlerini tutması, çirkin davranışlardan ka- çınması ve şeytanı düşman bilmesi gerekir.
Nitemi Yüce Allah (Celle Celaluhu) şöyle buyuruyor:
“Şeytan size düşmandır, siz de onu kendinize düşman edinin…”

Yani Allah’ın emrine uyarak şeytana karşı çıkın, yoksaAllah’ın emirlerine karşı gelerek ona uymayın. Bütün tutumlarınızda, “davranışlarınızda ve inançlarınızda samimiyetle ondan sakının. Yaptığınız her işte şuurlu olun. Çünkü onun içinize riya sokması, çirkin davranışları gözünüzde süslemesi her zaman mümkündür. Ona karşı koyarken Allah’dan yardım dileyin.

Abdullah İbni Mes’ud (Radıyallahu anh) der ki:
“Bir gün Peygamber’imiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bize bir çizgi çizdi ve: “İşte bu, Allah’ın yoludur” dedi. Sonra onun sağından ve solundan birkaç çizgi daha çizdi ve şöyle dedi, “Bunların her biri de birer yanyoldur, her birinin üzerinde bu yan yollara sapmaya çağıran birer şeytan vardır.” Arkasından bize şu âyet-i kerimeyi okudu:
“Hiç şüphesiz, bu benim dosdoğru yolumdur, hep birlikte bunu takip ediniz. Yan yollara sapmayınız ki, O’nun dosdoğru yolundan sizi ayırmasınlar. Allah bunları size, kötülükten sakmasmız diye emretmektedir.” En’âm Sûresi, 153. Ayeti okuduktan sonra, Peygamberimiz bize şeytanın yollarının çokluğu hakkında açıklama yaptı. Peygamber’imizden naklen bildirildiğine göre; şöyle buyurmuştur:

ŞEYTANIN RAHİBE KURDUĞU TUZAK
“Benî İsrail zamanında bir rahip vardı. Şeytan bir genç kıza saldırarak onu boğmaya çalışır. Sonra da ailesine kızlarını rahibin tedavi edebileceğini söyler; ailesi de kızı rahibe götürür. Rahip önce kızı tedavi etmeye yanaşmaz, fakat ailesinin ısrarlarına dayanamayarak kabul eder. Tedavi için kız rahibin yanında bulunduğu sırada şeytan hemen rahibe koşar. Onu kızın ırzına geçmeye teşvik eder. Rahip bir müddet direnirse de sonunda şeytana yenilir ve hastasının ırzına geçer, genç kız gebe kalır.
Bunun üzerine şeytan rahibe yeniden sokularak der ki; “Kızın ailesi yakında gelir, durumu öğrenirler ise rezil olursun. En iyisi onu öldür, ailesi sorarsa: “Kızınız öldü” dersin.
Rahip şeytanın teklifini kabul eder, genç kızı öldürerek gizlice gömer. Bu sırada şeytan yine boş durmaz. Hemen genç kızın ailesine koşar; “Rahip kızınızı önce gebe bıraktı, sonra da öldürüp gizlice gömdü” diye olup biteni anlatıp kalplerine vesvese verir.
Bunun üzerine kızın yakınları, rahibe koşarlar; “Kız nerede?” diye sorarlar; rahip şeytanın öğrettiği cevabı verir:”Öldü” der. (Durumu gelmeden önce şeytandan öğrenen kız yakınları) rahibi yakalayıp götürürler, kızlarına karşılık onu öldürmeye karar verirler. Bu sırada şeytan hemen rahibe koşar: “Kızın hastalığına ben sebep oldum, onu sana getirmelerini tavsiye eden de benim. Şimdi de benim dediklerimi yaparsan seni onların ellerinden kurtarırım” der. Can korkusuna düşen rahip: “Ne yapmamı istiyorsun?” diye sorar.
Şeytan: “Bana iki kere secde edeceksin” der. Çaresiz rahip şeytanın teklifini kabul ederek ona üstüste iki secde yapar. Her şeyi istediği gibi sonuçlandıran şeytan ikinci secdeden başını kaldıran rahibe son sözlerini söyler:
“Seninle artık hiç bir ilgim yok” der ve kaybolur.

Yüce Allah (celle celaluhu) bu  konuda şöyle buyuruyor:
“Yahudileri savaşa kışkırtan münafıkların sözleri, tıpkı şeytanın tutumu gibidir. Hani şeytan insana önce “küfret” demiş de insan küfredince ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabb’inden korkarım” demişti.” Haşr, 16

Rivayete göre İblis bir gün İmam-ı Şafiî’ye (rahimehullah) sorar: “Ey İmam! Beni dilediği gibi yaratan ve dilediği yolda kullanan, sonra da dilerse cennete koyacak ve dilerse cehenneme gönderecek olan Allah hakkında ne düşünüyorsun, tutumunda adil midir, yoksa zalim mi?”
Şafiî onun bu sözünü düşünür sonra şöyle cevap verir:
“Behey herif! Eğer seni senin arzuna uyarak yarattı ise sana zulmetmiştir, yok eğer kendi muradına binaen seni varetti ise O, yaptığından mes’ul değildir.”
Şeytan aldığı cevabın karşısında öyle perişan oldu ki, nerede ise yerin dibine, geçecekti.

Bilesin ki, kalb bir kale gibidir, şeytan da oraya girip onu ele geçirmek, onu fethetmek isteyen bir düşman. Kaleyi düşmana karşı savunmak için onun kapılarından giriş yerlerinde ve gediklerinde nöbetçi bulundurmak gerekir. Bu nöbetçilik ve muhafızlık görevini kaleyi iyice tanımayanlar başaramaz. Kalbi şeytanın vesveselerine karşı korumak, gereklidir. Bu görev, her mükellefe yüklenmiş bir “farz-ı ayn”dır. Gerekli olan bir neticeye kendisi olmaksızın ulaşılmayan vasıta
da gereklidir. Şeytanın sızma yollarını bilmeksizin kalbi ona karşı savunmakta başarıya ulaşılamaz. Demek ki, onun sızma yollarını bilmek farz oluyor. Şeytanın, kaleye benzettiğimiz kalbe girmek için kullanacağı yollar ve sızma yerleri kulun bir takım sıfatlarıdır. Bunlar çoktur. Bazıları şunlardır:

l- Öfke ve Azgın İstek
Öfke, aklı ürkütüp kaçıran bir canavardır, akıl zayıflayınca şeytanın ordusu hücuma geçer. İnsan öfkelendikçe, çocuğun topla oynadığı gibi şeytan onunla oynar. Anlatıldığına göre Allah’ın velilerinden biri iblise: “Ademoğlunu nasıl yendiğini bana söyle” der.
Şeytan da: “Öfke ve azgın arzulan kabardığı zaman onu ele alırım” diye cevab verir.

2- Kıskançlık ve İhtiras
İnsan bir şeye karşı ihtiras bağlayınca ihtirası, gözünü kör ve kulağını sağır eder. Böyle olunca da şeytana aradığı fırsat verilmiş olur. Aslında kötü ve çirkin de olsa, arzusuna ulaştıran her vasıta, muhterisin gözüne güzel gelir.
Rivayete göre Hazreti Nuh (aleyhisselam) Allah’ın emrine uyarak her canlı türünden birer çift alarak gemiye bindiği zaman tanımadığ bir ihtiyarın geminin bir köşesine sindiğini görür, ona: “Gemiye niye girdin” diye sorar. İhtiyar: “Adamlarının kalblerine sızmak için girdim, öylece kalbleri benim elimde kalırken senin yanında sadece vücudları kalacak” diye cevap verir. Bu cevap üzerine ihtiyarın kimliğini teşhiste gecikmeyen Hazreti Nuh: “Defol buradan, ey Allah’ın düşmanı, sen mel’un şeytandan başkası değilsin” diye onu kovmak ister. Bu sırada İblis, Hazreti Nuh’a: “Ben insanları beş şey vasıtası ile helake sürüklerim, şimdi üçünü sana anlatacağım. Fakat geri kalan ikisini söylemem” der.
O anda Yüce Allah Hazreti Nuh’a: “Bana ikisini söylesin, geriye kalan üç tanesi mühim değil” diye vahiy gönderir. Bunun üzerine Hazreti Nuh şeytana: “İkisini söyle yeter” der. Şeytan Hazreti Nuh’a şu karşılığı verir:
“O ikisi öyle vasıtalardır ki, beni hiç yalancı çıkarmamışlardır, hiçbir zaman beni hedefimden geri bırakmamışlardır, insanları bunlar sayesinde mahvederim. Bunlar ihtiras ve kıskançlıktır. Kıskançlık yüzünden ben kendim lanetlenerek kovuldum. İhtirasa gelince, bir ağacın meyvası dışında cennetteki her şey Adem’e mubah kılınmıştı, ihtirasını alevlendirerek onu yasak ağacın meyvasmdan yemeye ikna ettim.”

3- Oburluk
İsterse yenen yemek sırf helâl olsun. Çünkü oburluk nefsin aşın isteklerini güçlendirir, aşın arzular da şeytanın silahlandır. Rivayete göre bir gün İblis Hazreti Yahya’ya (aleyhisselama) görünür, elinde çeşitli maddelerden yapılmış bir yular tomarı vardır. Hazreti Yahya:- “Bu yularlar nedir?” diye sorar.
Şeytan: -“Bunlar insanlan yakalamaya yarayan çeşit çeşit arzulardır” diye cevap verir.
Hazreti Yahya şeytana: “İçlerinde bana ait olanı var mı?” diye sorar.
Şeytan der ki: “Galiba bir keresinde karnını tıka-basa doyurmuştun da, seni böylelikle namazdan ve zikirden alı koymuştuk.”
Hazreti Yahya: “Başka bir şey var mı?,” diye sorar. Şeytan: “Hayır” der. Bunun üzerine Hazreti Yahya: “Bir daha karnımı tıkabasa” doldurmamak, bundan sonra boynumun borcu olsun” der. Şeytan da Hazreti Yahya’ya: “Andolsun ki, bundan sonra ben de hiç bir müslümana nasihat etmeyeceğim” diye karşılık verir.

4- Elbise ve Mobilyada Süs Düşkünlüğü
Şeytan insanın kalbinde süse düşkünlük olduğunu görünce, bu yoldan tohum atar ve tohumlann yumurtlamasını sağlar. Şeytan böyle şeylere karşı zaafı olan kimseyi durmadan yeni evler yapmaya, yapıların duvar ve tavanlarını türlü türlü geleneklere göre süslemeye ve odalarını genişletmeye çağırır, çeşit çeşit kıyafetler ve binek hayvanları ile bezenmeye davet eder ve insanı ömrü boyunca bu çeşit arzulann esiri halinde tutar. Zaten bu yolda şeytan insanı bir kere kandırdıktan sonra, ikinci bir sefer onu ele alması gerekmez, çünkü bu zaafların biri diğerini çeker, kulun ömrü doluncaya kadar bu yolda yürür, nihayet günün birinde şeytanın yolunda ve doyumsuz arzulann emrinde iken oluverir. Böyle kimselerin akibetinin körü olmasından korkulur. Allah hepimizi korusun!

5- İnsanlara Umut Bağlamak
Safvan İbni Süleym   der ki; “Bir gün Abdullah İbni Hanzele’ye İblis görünür ve der ki: ‘Ya Ibni Hanzele! Sana bir şey Öğretmek istiyorum…” İbni Hanzele: “İhtiyacım yok” diye karşılık verir. Şeytan ona: “Bir dinle de bak, eğer yararlı ise kabul eder, değilse reddedersin. Ey İbni Hanzele, Allah’dan başka hiç kimseden kesin ümid bağlayarak bir şey isteme. Elde edemeyince kızmış olursun. Kızınca ne hale düştüğünü gör! Evet öfkelendiğin zaman seni kolayca ele geçiririm.”

6- Acelecilik ve Sebatsızlık
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Acelecilik şeytandan; ağır davranmak ise Al-
lah’dandtr.” Çünkü insan aceleye kapılınca, şeytan ona, hiç umma- dığı taraftan kötülüğünü benimsetir.
Rivayete göre; Hazreti İsa (Aleyhisselam) doğduğu zaman, yandaşları derhal iblise koşup derler ki: ‘Yeryüzünde bütün putların
başı eğildi.” Şeytan onlara: “Olan oldu, siz yerinizde kalın” diyerek hemen uçuşa geçer. Yeryüzünün altını üstüne getirir, putların boyun eğmesine sebep olan olayı öğrenemez. Sonunda Hz. İsa’nın (a.s.) doğduğunu tesbit eder, çevresini bütün meleklerin kuşattığını görür. Bunun üzerine hemen yandaşlarının yanına döner ve onlara şöyle der: “Dün gece dünyaya bir peygamber geldi, bu çocuk hariç, hiç bir gebelik ve doğum hadisesi olmamıştır ki, ben yanında bulunmayayım. Bu geceden sonra artık putlara tapılmaz, bundan ümidinizi kesin. Bundan sonra ademoğullanna acelecilik ve densizlik yolu ile sokulmaya bakın.”

7- Para ve Mal Düşkünlüğü
Yiyecek-içecek ile diğer zarurî ihtiyaçların ötesinde kalan bütün varlık, hayvanat ve akarat şeytanın konağıdır. Sabit el-Bünanî der ki: “Peygamber’imize peygamberlik görevi verildiği zaman iblis şeytanlarına şunu söyledi: “Bir şey oldu, ama nedir bilmiyorum, gidin iyice öğrenin. İblis’in adamları her tarafı araştırdılar, fakat ne ol duğunu öğrenemeyerek geri döndüler ve: “Bir şey öğrenemedik” dediler. Bunun üzerine İblis: “Ben size şimdi haber getiririm” diyerek kayboldu. Bir müddet sonra çıkageldi ve adamlarına: “Allah, Hazreti Muhammed’i peygamber olarak görevlendirmiştir” dedi. Bundan sonra İblis adamlarını Peygamber’imizin sahabilerine (Allah onlardan razı olsun) göndermeye başladı, fakat her seferinde eli boş, ve hayal kınklığı içinde dönüyorlardı; dönüşte sözleri şunlar oluyordu: “Hayatımızda bir gün böyle adamlarla karşılaşmadık, tam yanlarına soku-
luyoruz, namaza kalkıyorlar, böylece bütün gayretlerimiz boşa çıkıyor.” Bu sözleri dinleyen İblis adamlarına şöyle dedi: “Onları
bir müddet kendi hallerine bırakın, Allah’ın izni ile yakında bütün dünyayı fethedeceklerdir, o zaman biz de onlardan
istediklerimizi sızdırırız.”

Rivayete göre Hazreti İsa (Aleyhisselam) bir gün bir taş parçasını yastık edinerek yere yaslanır, bu sırada yanına gelen şeytan ona: “Ya İsa! Galiba dünyadan hoşlanıyorsun” der. Bunun üzerine Hazreti İsa (Aleyhisselam) taşı başının altından kal- dırıp atar ve şeytana: “Dünya ile birlikte bu da senin olsun” der.

8- Cimrilik ve Yoksul Düşme Korkusu
İnsanı fakirlere yardım etmekten, sadaka vermekten alıkoyan, biriktirme ve varlık yığma hırsını kışkırtarak neticede acı azaba sürükleyen bu huydur. Pintiliğin afetlerinden biri mal biriktirmek için çarşı-pazar dolaşmaktır. Zaten böyle yerler şeytanların cirit attıkları yerlerdir.

9- Taasssub
Taassub, kendi görüşlerine körü körüne bağlanmak, karşı taraftakilere kin beslemek, onlara küçümseyen bakış-
larla bakmaktır. Bu tutum, cemiyetin hem iyilerini ve hem de kötülerini birlikte helake sürükler.
Hasan el-Basrî der ki: Duyduğumuza göre İblis şöyle demiş: “Muhammed’in ümmetim ayartarak bazı günahlara soktuum, fakat Allah’dan af dileyip kusurlarını bağışlatarak belimi kırdılar. Fakat ben onlara öyle günahlar işletiyorum ki, onlar için Allah’dan af dilemezler. Bunlar, boş arzu ve heveslere kapılarak burunlarının doğrusuna gitmeye dayanır.” Şeytan doğru söylüyor. Böyleleri, saplantıları yüzünden günahlara sürüklendiklerini bilmezler ki, tevbe etsinler.

10- Müslümanlara Su-i Zânda Bulunmak
Bundan, hatta kötüleri itham etmekten bile kaçınmak gerekir. Herkesin kusurunu okuyarak, onun-bunun hakkın da kötü düşünceleri ileri süren kimse gördün mü; bilesin ki, onun, içi pistir ve kendi iç pisliği, dışına sızmaktadır. Şu halde insan şeytanın içeri girmesini önlemek için kalbinin bu kapılarını kapatmalı. Bunlara karşılık Allah’ı zik- retmesine yardımcı olmalıdır Ibni İshak (rahimehullah) şöyle der: Kureyş kâfirleri sahabîlerin Mekke’den Medine’ye hicret ettiğini görünce ve Peygamber’imizin (s.a.s.) yeni taraftarlar kazandığını duyunca O’nun gücünden korkmaya başladılar, çünkü O’nun kendileri ile savaşmak üzere ordu toplayabileceğini anlamışlardı. Bunun üzerine her zamanki toplantı yerleri olan Kusay İbni Kılâb’ın evi olan (Dar’ün-Nedve’de) durumu görüşmek için biraraya geldiler. Kabilenin bütün karârları bu evde yapılan toplantılarda alındığı için ona bu isini verilmiştir. Kureyş herşeye mutlaka burada karar verirdi. Bu toplan- tılara kırk yaşını doldurmayan ve Kureyş’li olmayanlar alınmazdı. Kureyşliler de bu şart aranmazdı, Ebû Cehil’in başkanlığında bir cumartesi günü toplanmışlardı. Bundan dolayıdır ki; “Cumartesi günü mekir ve hile günüdür” buyurulmuştur. Necd’li bir ihtiyar kılığına girmiş olan İblis aralarında bulunuyordu. İblis’in aralarına girmesi şöyle oldu:
İpek bir cübbe veya taylasan giyerek alımlı bir ihtiyar kılığında kapıda belirmişti. Kafirler: “Bu ihtiyar kimdir” diye sordular. İblis cevap verdi: “Necd’liyim, ne için toplandığınızı duydum da söyleyeceklerinizi dinlemeye geldim; bazı noktalarda size fikir verme ve nasihatlerde bulunma ihtimalim de vardır.” Bunun üzerine ona: “içeri gir” dediler, o da girdi ve konuşmalara katıldı.

Peygamber’imize (s.a.s.) ne yapılması gerektiği konusunda tartışıyorlardı, yüz kişi idiler, bir rivayete göre ise onbeş kişi idiler. İleri gelenlerinden biri olan Ebul-Buhtüri -ki kâfir olarak Bedr savaşında öldü- şu görüşü ileri sürdü:
“O’nu zincire vurup hapsedin, kapıyı üzerine kitleyin ve bundan sonra O’ndan evvel gelip geçmiş şair ve büyücülerin başına gelen akıbetin O’nun da başına gelmesini bekleyin (yani zindanda ölüme terkedin).”
Necd’li ihtiyar (yani şeytan) bu fikre karşı çıkarak der ki: “Bu fikir isabetli değildir, Allah’a yemin ederim ki, eğer siz O’nu zincire vurup hapsedecek olsanız, daha üzerine kapıyı kapatır-kapatmaz başına gelenleri adamları duyacak, hemen baskın düzenleyip -O’nu elinizden alacaklar, sonra da karşınızda hindi gibi kabararak mukavemetinizi kıracaklardır, o
yüzden bu fikir ir sabetli değildir, başka bir çare düşünün. İleri gelenlerden bir diğeri olan Ebul Esved Rabia Bin Amri’l-Amirî şu görüşü ileri sürer: “O’nu aramızdan çıkarıp, beldemizden sürelim nereye isterse gitsin, hiç ilgilenme-
yelim.” Necd’li (Allah’ın laneti üzerine olsun) bu görüşe de derhal karşı çıkar ve der ki: “Vallahi bu da çıkar yol değildir. Ne güzel konuştuğunu, ne kadar çekici bir mantığa sahip olduğunu ve ileri sürdüğü yeni görüşler ile herkesin kalbini nasıl büyülediğini görmüyor musunuz? Eğer O’nu buradan kovacak olursanız, bir Arap kabi-lesine varıp aralarına yerleşebilir, onları tatlı dili ile  kandırarak size karşı kışkırtabilir. Sonra da toplayacağı bir ordu ile üzerinize yürüyerek elinizden iktidarı alabilir ve size istediğini yapabilir. O’nun hakkında başka bir çare düşünmelisiniz.” Bunun üzerine meşhur Ebu Cehl söz alarak der ki:-”Vallahi, O’nun hakkında benim bir fikrim var, ama sizin sözleriniz buna uzak kalıyor. Bana kalırsa her kabileden gözü pek, atılgan, becerikli birer delikanlı seçeceksiniz, ellerine birer keskin kılıç vereceksiniz, üzerine çullanacaklar, hepsi bir adam vuruyormuş gibi, aynı anda kılıçlarını çekip üzerine indirecekler ve nefes almaya fırsat vermeden canını alacaklar, böylece O’ndan kurtulmuş oluruz. Bütün kabileler suç ortağı olacağı için O’nun kabilesi olan Abdül-Menaf kabilesi, diğerlerinin tümüne karşı O’nun kan davasını gütmeye cesaret edemezler, hep birlikte diyetini veririz, olur-biter.”
Necd’li ihtiyar, (Allah’ın laneti üzerine olsun) Ebu Cehl’in sözü bitince der ki: “Görüş budur, başka çare göre-
miyorum.” Böylece o toplantıda Peygamber’imizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öldürmeye karar vererek dağıldılar. Fakat bu sırada Cebrail (a.s.)
Peygamber’imize (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek:
-”Bu gece her zamanki yatağında yatma” diye talimat

“Hani bir keresinde o kâfirler, ya öldürmek veya sürmek üzere seni tutuklamak için tuzak kurmuşlardı. Onlar tuzak kurarlar, ama Allah onların tuzağını boşa çıkarır. Hiç şüphesiz Allah tuzakları en hayırlı şekilde boşa çıkarandır.” Enam 30

Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !

BENZER YAZILAR:

  1. ŞEYTANIN NAMAZ OPERASYONU
  2. ŞEYTANIN ‘FİTNE OLUR!’ TUZAĞI
  3. Eski TRT’nin hoca düşmanlığı
  4. ŞEYTAN’IN KALBE GİRİŞ YOLLARI VE KORUNMA TAKTİKLERİ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*