Bu süreçte anladık ki, birilerinin “hoş görüsü” onları eleştirene kadarmış.

   Cübbeli Hocamızın internette paylaşım sitelerinde izlenme rekorları kıran “Türkçe Olimpiyatları hakkındaki” konuşmasının ardından Cübbeli Hocamız hedef haline gelmiştir. Gülen cemaatine ait sitelerde ve Facebook sayfalarında kullanıcılar tarafından küfürler, ağza alınmayacak söz ve hakaretler edilmeye başlanmış ve hatta Ergenekoncu olarak suçlanmıştır.

   Adnan Bey’in mehdilik iddialarına sohbetler, vaazlar ve kitaplarla karşılık verince o da “Ergenekoncusun” demişti. Demek ki, bir insanı karalamanın en kolay yolu onu Ergenekoncu ilan etmek!

   Efendim, bu hizmetlere Ergenekon karşıymış da, Cübbeli Hoca’da o safta yer alıyormuş, onlara çalışıyormuş.

   Cemaatin kanallarında tekrar tekrar verilen dizilerinde de hep bu konu işlenmiştir. Sözde dindar ve sakin bir insan veya grupla, o gurubun “hizmet”ine karşı olan bir örgüt, karanlık bir oluşum çatışmaktadır. Son bölümde örgüte galip gelen sözde iyilerin olduğu bu dizide en dikkat çeken önemli husus hizmet dedikleri şeye karşı çıkanların gizli ve karanlık örgüte çalıştığı görüntüsüdür. Televizyon kanallarında bunu işliyorlar beyinlere.

ERGENEKONUN PROPAGANDA MALZEMELERİ
   Şu bilinmelidir ki, Ergenekon sizi bir propaganda aracı olarak kullanarak hükümetleri etkilemek istemiştir. Yoksa sizin Papazlarla anlaşmanız onların çok da umurunda değildir. Cumhuriyeti benimsemiş sizlerin, “Demokrasi ve İslam en güzel şekilde bizim ülkemizde yaşanıyor”“Cumhuriyet baş tacımızdır” diyen ve “Şeriat” adına zerre kadar faaliyeti olmadığı halde İslam’ın çağa uydurulması gerektiğini savunan sizlerin “şeriatçı” ilan edilmesi komik olmaktan öteye geçmediği gibi Ergenekon örgütünün sizi bir propaganda malzemesi halinde getirdiğinin bir delilidir.

   Bu sebeple sizin “Cübbeli hocamıza” yapacağınız her türlü karalama ve iftira kampanyası ancak “dizilerle dinini” öğrendiğini zanneden avam tabakasını etkileyecektir. Çünkü gerçek nur cemaati bizim derdimizi anlamakta ve özellikle Said-i Nursi Hazretlerinin ilk ve gerçek talebeleri bizlere bu konuda destek vermektedirler.

   Biz alim ve abid olarak tanınan insanlardan: “Bu insanlar bizi eleştiriyorlar, dini yönden ikaz ediyorlar, acaba yanlışımız nedir? Nerede yanlış yaptık. Bunu oturup kardeşlerimizle konuşmalı ve düzeltmeliyiz.” Demelerini beklerdik. Çünkü davada samimiyet bunu gerektirir.

   Biz, birçok konuda kendisine reddiye yaptığımız Abdülaziz Bayındır gibi bir tarikat ve rabıta düşmanını bile kabul etmiş, müzakere etmiş insanlarız. Bu meseleleri de konuşmak, tartışmak ve Hakk’ı bulabilmek amacıyla müzakere etmek için çok çağrıda bulunduğumuz halde icabet eden olmadı.

   Bizler İslam adına yapılan yanışları kim yaparsa yapsın uyarmaya ve ikaz etmeye devam edeceğiz. Hakaretler, iftiralar azmimizin artması için bir kamçı niteliğinde olduğundan daha gayretli olacağız. Ehlisünnetin tertemiz inancına halel getirecek olan her şahıs karşısında bizi bulacak, cevabının alacaktır Allah’ın izniyle. Bundan hiç şüpheniz olmasın…

www.ismailaga.info

Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !

BENZER YAZILAR:

  1. SAİD NURSİ’DEN CÜBBELİ HOCAYA SELAM
  2. İşin aslını Cübbeli Hocamızdan dinleyin
  3. CÜBBELİ AHMET HOCA KİMDİR?

15 Comments

  • Şüheda diyor ki:

    Allah razı olsun hocam sen üstüne düşeni yaptın kim ne derse desin ELHAMDÜLİLLAH

  • hamid Baran diyor ki:

    Onlar gelip konuşamazlar çünkü yürekleri yetmez. Batıl düşüncelerini ne ile savunacaklarsa Cübbeli hocam bin delil ile çürütür iddialarını

  • ahmed ihya diyor ki:

    adamlarla youtube da tartıştım söyledikleri şey delil değil sadece bizim hizmetimiz yaygın o yüzden bizimki doğru Allah ıslah etsin

  • kamil diyor ki:

    çoğunluğun dediği doğru demek mantıksızdır ozaman hindistanda çoğunluk ineğe tapıyor haşa doğrumu yapıyorlar. Çoğunluk gerçekleri araştırıp okumadığı için doğru muhakeme edemiyor kendilerine televizyonlardan ne sunulursa onu doğru sanıyorlar.

  • kamil diyor ki:

    Allah sizden razı olsun hocam Milletin ne söylediği değil Hak’ın ne söylediği önemli. Allah yar ve yardımcınız olsun Dualarımız sizinle.

  • yasin diyor ki:

    diyalog ihanetine kim karşı çıkarsa onun itibarını düşürmek için medyada itibarsızlaştırma operasyonu yapılıyor. Halkın gözünden düşürülüp, onun söylediklerine halkın şartlanmış olarak bakıp itibar etmemesi isteniyor. Onun içinde ergenekoncu ilan ediliyor. Kaset komploları düzenleniyor. Bunlar iftiradır. Müslüman kardeşlerimizin Bu olayları çok iyi tahlil etmesi gerekir. Burada asıl hedef Haçlılar tarafından islam coğrafyasının sömürgeleştirilmesi, işgale hazır hale getirilmesidir. Bunun karşısında olanlar hedef alınıyor.

  • ahmet diyor ki:

    Allah razı olsun hocam

  • hakan diyor ki:

    ya kardeşler siz neden bizim cemaatimizle uğrasıyorsunuz.yaptığınız cok yanlıs.eleştirebilirsiniz ama sitenizde öyle videolar yayınlanıyorki 28 şubat sürecinde kötü insanların yayınladığı videolara benziyor.lütfen yapmayın böyle.biz de elimizden geldiği kadar Rabbimizin ve rasülünün unutulan adını tekrar hatırlara getirmeye çalısıyoruz ama sizler gibi mübarek insanların bizi dinsizmişiz yerine koyması beni çok üzüyor.lütfen siz kendi yolunudan hizmetinizi ediniz.bırakın bizde kendi yolumuzdan edelim.Alla a giden bir yol yok bir sürü hak yol var.bizlerin birbirimize destek olmamız lazım.birbirimizin moralini bozmamız caiz değil.böyle yapmamız Allah düşmanlarının işine geliyor.lütfen bize dua edin.bizim insanlığa Allah ve Resülünü anlatmaya çalışmaktan başka bi işimiz yok.mesela benim okulum bitti ama ben gidiyorum abi demedim.kendimi düşünmedim nerede vazife varsa oraya gittik ve elimizden geleni yapnaya çalısıyoruz.bize dua ediniz kardeşler.birbirimize destek olalaım…..

  • Ümit Poyraz diyor ki:

    Bu cemaatin nurcularla bir sorunu yok. Zaten sizler anlamak istemiyorsunuz. Yahudi ve hıristiyanların cennete gireceği fetvasını verip, çift dinlilik zırvaları ile Papaya hizmet eden insanlar ile ehli sünneti savunan bu cemaat omuz omuza nasıl versin? Akıl var izan var! Gülen ve ekibi bu saçmalıklardan vazgeçsin, “tamam diyalog kuruyoruz ama çift dinlilik diye bir şey olmaz, yahudi hıristiyanlar cennete giremezler, Peygambere inanmak ve eski inancından tamamen sıyrılması şarttır” gibi ifadelerle eski dolmalarını yutsunlar. Yazık ki hala anlamıyor “hizmet ediyoruz” diyorsunuz.

    • hakan diyor ki:

      Allah herseyi görüyor kardeşim inşaallah diğer alemde Rabbimizin huzurunda mahcup düşecek hareketler yapmıyorsunuzdur.eğer bu dediklerinizde haklı iseniz Allah benim şimdi belamı versin.cennet yüzü görmeyeyim.müslüman olarak ölmeyi rabbim bana nasip etmesin.ama yanılıyor iftira atıyor yanlıs yorumlarda bulunuyor iseniz Allahım sizi bu yanlışınıdan döndürsün güzel kardeşim.bu arada sana kim dedi bilmiyorum ama biz çift din mift din diye bişey demiyoruz.bu resmen iftiradır.bize çamur atmayı bırakın.yanlış bile yapsak bırakın Rabbimiz bize ceza verir.siz kendi hizmetinize bakınız lütfen…

      • Ümit Poyraz diyor ki:

        Siz ne kadar kıvırıyorsunuz. O kadar delil var. Zaman gazetesinin tarihleri belli köşe yazıları var. Amentüde ittifakımız var dedikleri, Peygamberi kabul edip inanması şart değil dedikleri delillerle sabit. Stv’de gururla verilen, Hatayda yapılan çift dinliyiz diyen çiftin düğününü de hiç görmezsiniz. Yok iftira, yok suçlama. Geçin bu ayakları arkadaş. Birde diyorsun ki yanlışsa biz cezalandırılırız. Var mı öyle şey. Sen İslamı tahrif etmeye çalışcan sonrada seni uyaranlara “size ne” diyecen. Yok öyle yağma dinimize kimsenin elini sürdürtmeyiz. Sizde en azından kabul edin de daha fazla bataklığa batmayın.

      • selv diyor ki:

        kardeşim müslüman senin ettiğin dua gibi dua edemez şu senin duan elfaz-ı küfüre girer. Şu şöyleyse Kafir olarak ölmeyi istemek insanı din dairesinden çıkarır. İstersen Ahmet ziyaüddin gümüşhanevi hznin ehli sünnet itikadı kitabındaki bu bahsi okuyabilirsin. Süleyman hilmi tunahan hz.nin bediüzzaman said nursi hz.ne bir mektubu var mektupta sadece bir kitap okunarak bu ilim işinin olmayacağından bahsediyorki çok önemli bir tesbit. Çünkü tanıdığım nur cemaatine mensup arkadaşların itikat ve amel konusunda bilgi zayıflığına şahidim. Risalelerin yanında itikada ve amele taalluk eden kitaplarda okunmalı. Süleyman efendi hazretlerinin o mektubunu okumanızı tavsiye ederim.

  • ilknur diyor ki:

    selamunaleykum hak yolda gıdenlere selam dunya zaten yalan yalana kanmayan hak dostlarına gonulde selam

  • ABDULLAH diyor ki:

    “ GÜNÜMÜZ’ ÜN KÜFÜR VE ŞİRK UNSURLARI.
    Önce küfür kelimesini açıklayalım. KÜFÜR =LUGÂTTA; Örtmek manasına gelir. ISTILAHTA= Hak dinin ilkelerini inkâr etmek, onlara aykırı hareket etmek, onları küçümsemek, hiçe saymak, çağ dışı bulmak Allah azze ve celle ye ait sıfat ve vasıfları ondan başkasına vermek, Allah’ın iradesinin üzerinde başka irade tanımak ve Ehli sünnet imamlarının koymuş olduğu inanç esaslarına aykırı gelen bütün hal, hareket, davranış ve söyleşilerin tamamına küfür denir. Küfür kelimesi Arapça bir kelime olduğu için algılanması, idraki yaşadığımız toplum tarafından doğru anlaşılmamış olabilir ve toplumu şöyle bir gözden geçirdiğimizde yaşam tarzı ile yönetim biçimi ile pekte küfür kelimesinin anlaşıldığı söylenemez. Günümüz insanı küçük yaştan beri annesinden, babasından, mahallesinden ve camilerdeki halk arasında imam kabul edilen ama gerçekte DEVLETE bağlı namaz kıldırma memuru olan belamlık yapan bu insanlardan öğrendiği bir küfür anlayışı vardır. Bu anlayışı kısaca sıralayacak olursak şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır.
    a =Allah ‘tan başka yaratıcı tanımamak.
    b =Allah’tan başka rızık verici tanımamak
    c =Allah ‘tan başka öldürenin olmaması.
    d =Allah ‘tan başka doğa işlerinin idarecisi bulunmaması.
    Belki buna ekleyeceğimiz hatırlayamadığımız birkaç madde daha olabilir. Tamam bu öğretilenlerin hepsi Allah’ın iradesin dedir. Ama bunun la sınırlı kalmamaktadır. B u yaşadığımız toplumda en bariz, çok açık bir şekilde Allah ‘ın sıfatı olan EL HAKİM sıfatına ortak koşuluyor Allah ‘a ve Rasulune bir köy muhtarındaki kadar yetki verilmiyor, insanlar üzerinde bizim koyduğumuz kanunlardan başka kanun tanımıyoruz diyorlar. Allah’ın ANAYASASI olan KURAN I hayat nizamı olarak benimseyenlere ve AHKAMI KURAN I yer yüzüne hakim kılmak isteyenleri terörist, irticacı, bölücü ve camilerdeki az önce yukarıda ifade ettiğimiz belam lık yapan namaz kıldırma memurları ile bunun bir fitne olduğunu halka empoze edip, böyle yapanların harici mantığında olduğunu söylüyorlar. Ne zamandan beri Allah ‘ın kanun koyucu olduğunu söylemek terör oldu, fitne oldu bölücülük oldu. Bu mantıkla bakarsak Rasulullah, sahabesi, tabiun ilahir bu davada mücadele veren bütün insanlık terör, bölücü ve fitneci olmuş olur HAŞA . Nasıl ki bir insan yaratıcı olarak Allah’ ı bırakıp annesini babasını kabul etse ve aynı şekilde rızık verici olarak Allah ‘ı değil de patronunu kabullense biz yani bu topraklarda yaşayan Müslümanlar olarak bu insanların akidelerinde sorun olduğunu söylemeliyiz ve bu akideyi kabul etmemeliyiz, bu düşüncenin küfür olduğunu, şirk olduğunu ve bunların Allah ın errezzak ve el halik sıfatlarına ters düştüğünü, böyle bir imanı Allah ın kabul etmeyeceğini ve ahirette böyle yapanların hüsrana uğrayacaklarını söylemek zorundayız ve bu gibi Allah ‘a ait sıfatların başka varlıklara verildiği anda gerek sistemin adamlarının gerekse tarikat ve medyadaki isimlerinin başında (prof, doç.,dr vb….. ilahir ) ünvanı olanların feryadı figan edip böyle yapanların kafir ve müşrik olduklarını söylediklerini görürsün. Ama ne oluyor da, Allah’ın yeryüzünde ki kanun koyuculuğu tanınmıyor, insanların seçtiği vekiller insanlar üzerinde yeni anayasa dedikleri beşeri kanunlar ile hüküm veriyorlar ve bu kanunların içeriğine baktığımızda Kuranın hükümlerine tamamen zıt İslami kuralları hiçe sayan kanunlar olduklarını görmekteyiz. Bu yasalar Allah’ın EL HÂKİM sıfatına şirk koşmaktır. Ne yazık ki yukarıda ismini zikrettiğimiz zümrelerin bu sıfatın ilgasın da hiç seslerini çıkartmamak tadırlar. Bırakın bu kurum ve kuruluşların bu yaptıkları fiillerinin küfür ve şirk olduğunu söylemeyi bu kurumlarla dost olduklarını görüyoruz ve bu insanların bu TAĞUTİ kuruluşlardan sistemli bir şekilde maaş altıklarına şahitlik ediyoruz. Ama Allah’ın bütün sıfatlarına işittik ve itaat ettik ilkesine göre hareket eden muvahhid şahsiyetler böyle bir sistemin KÜFÜR ve ŞİRK sistemi olduğunu söylediklerin de bırakın bu sistemler den maaş almayı ve dostluk kurmayı normal yaşama hakkı bile tanınmıyor. Hemen medya ve internet aracılığıyla muvahhit şahsiyetlere bölücü, terörist ve fitneci damgası vuruluyor. Peki ne den Allah’ın Er rezzak ve el Halik sıfatlarını anlatalar maaş alıyorlar da aynı şekil de Allah’ın sıfatı olan el Hâkim sıfatını insanlara anlatanlar bölücü, terörist ve vatan hayini ilan ediliyor? Bu sorunun cevabı çok kolay ve net; çünkü Allahın el Halik ve erRezzak sıfatlarını insanlara anlatmanın mevcut olan iktidarlara yönetim ve yeryüzünün hâkimiyeti noktasın da hiçbir zarar vermemektedir. Ama bu sistemlerle hiçbir bağı olmayan ve yaptıklarının karşılığını yalnız Allah’tan bekleyen muvahhit şahsiyetlerin bu topluluğa anlatmak istediği Allah’ın sıfatı olan el Hâkim yani KANUN koyucu sıfatı yeryüzünde bulunan bütün insani kanunlara dayanan günümüz deyimiyle laikliğin ve demokrasinin reddini gerektirdiğini ve bu rejimlerin kökünü kazıdığını, yalnız ve yalnız yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan yüce Allah’ın kanun koyma yetkisinin elinde olduğu ilkesini anlatmaktır. Bunun sonucudur ki mevcut Tağuti rejim tebaasını elde tutacak ve onlar üzerin de tahakküm sağlayacak birdin anlayışını bu maaş verdiği insanlarla yani DİYANET ile sağlamaktadır. Allah’ın istediği gibi değil, Devletin istediği gibi bir din anlayışı. Bizler yaşadığımız toplumların istediği gibi değil bizleri yoktan var eden yüce Allah’ın istediği gibi inanmak zorun dayız. Bu bir istek değil olmazsa olmaz bir ilkedir. Yoksa bu inanış sekli toplumlara ve yahut ta insanlara bırakılsaydı bizim şirk ve küfür kavramlarını gündeme getirmemiz yersiz ve anlamsız olurdu. Çünkü her toplumun kendine has örf ve kuralları vardır ki bakara suresi 170. ayette buna çok açık net örnek ve cevap vardır. Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyuruyor; “Onlara Allah ın indirdiğine uyun denildiğinde, Hayır Atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız, dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez kimselerse de mi?
    Bu günün insanı şunu çok iyi bilmelidir ve kabul etmelidir ki, var olan günümüz sistemleri yasama, kanun koyma, yürütme işlerini kendi tek elinde tutmaktadır ve bu yetkinin sadece kendilerine ait olduğunu telakki etmektedirler. Bu kanun koyma işlerini de kendi elleri ile yazdıkları anayasa ile koruma altına almaktalar ve bu fiillerine meşruiyet kazandırma çabası içindeler. Bu sistemin ve kanunların Allah’ın indinde hiçbir değeri olmadığını, kanun koyma yetkisinin onları ve bizleri yaratan Allah’ın hakkı olduğunu, bu kanunlara göre yaşamanın şirk ve küfür olduğunu söyleyen muvahhit şahsiyetlere böyle düşünmenin ana yasanın ilkelerine, Atalarımız diye nitelendirdikleri kişilerin kurmuş olduğu LAİK ve ULUS devlet anlayışına aykırı olduğunu söyleyip, İslam’ı hayat nizamı, Kuran ı anayasa yapmak isteyen, muvahhit şahsiyetlerle var güçleri ile mücadele etmektedirler ve bu düşüncenin toplumun benliğinden silinmesi için radyo, t.v, okullarda hata ve hatta camilerde bile bunun çalışması kordineli bir biçimde yapılmaktadır.
    Oysa ki tüm kainatın YARATICISI ve sahibi olan Rabbimiz Allah azze ve celle A’raf suresinin 54. ayetinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyuruyor; Haberiniz olsun ki yaratmada hüküm vermekte onundur! Alemler’in Rabbi (yaratıcısı, rızık vericisi, KANUN koyucusu ) olan Allah ne uludur. Bu ayet kanun koyma yetkisinin Allah’ın olduğunu ve yaratılanların böyle bir hakka sahip olmadıklarını çok açık ve net ifade eden bir ayettir. Bu ayetin tefsirine baktığımızda İbn. Kesir şöyle demektedir: İbn. cerir diyor ki Abdülaziz eş Şami’den o babasından ki ashap tan dı dedi ki: Rasulullah s.a.s buyurdu ki: İşlemiş olduğu Salih amel dolayısıyla Allah’a hamdetmeyen, buna karşılık kendisini öven bir kimse, küfre sapmış ve ameli boşa gitmiş olur. Her kim yüce Allah’ın kullara EMİR den bir şey bıraktığını ileri sürecek olursa, Allah’ın kullarına indirmiş olduğuna KAFİR olmuş olur. Çünkü yüce Allah: Bilin ki yaratmakta emirde yalnız Onun dur.Alemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir diye buyurmuştur. Görüldüğü gibi İbn Kesir in Şami den naklettiği hadiste bırakın İslam ı hayat nizamı olmaktan çıkarmayı, emir etme konusunda bir insanın yetkisi olduğunu söyleyenin kafir olacağını Rasulullah sas buyuruyor. Kaldı ki bu günün mevcut sistemleri İslami kanunların çok eski zamanlarda kaldığını, çağ dışı olduğunu, günümüz sorunlarına cevap veremeyeceğini kurucularının ifadesiyle GÖKTEN GELDİĞİ İDDİA EDİLEN KİTAPLARLA insanları yönetemeyeceğini, bunun için insanların sorunlarını çözecek, çağdaş, yenilikçi, reformcu kanunların parlementer sistemlerle konulmasını söyleyenlere Rasulullah ne ad verirdi bu ayet ve hadis ışığında bir düşünün! Tabiî ki aklı selim her insan bu sistemlerin Müslümanlar tarafından kabul edilemeyeceğini, bu sistemlerin Mekke şirk sisteminden farkı olmadığını, bu parlementoların Ebu cehilin kanun koyduğu darul nedve ile aynı hükümde olduğunu, buralardan çıkan kanunların da küfür ve şirk konuları olduğunu söyleyecektir.
    Şöyle bir güncelleme ve karşılaştırma yapalım meselenin tarafımızdan dağa iyi idraki ve anlaşılması için.
    Nasıl ki o günün parlementosu olan darul nedve de ki kanunlara göre içki içmek, içki satmak, zina etmek, zina edebilecek zemini oluşturmak, bir kadının bir kaç adamla istediği zaman ilişki kurmasına engel olmuyorsa: Bu günkü Mekke şirk sisteminin darul nedvesi hükmünde olan parlementolar da bu gibi İslami kanunlarla uyuşmayan fiiliyatlara serbestlik tanınıyor hatta bu gibi fiiliyatlara anayasal korunma getiriliyor çağdaşlık ve özgürlük yaftası altında. Bu meselenin ahlaki boyutu. Birde hakimiyet boyutu var ki oda şunlardır. Kendisine Allah’ın ayetleri vahye dildikten sonra bulunduğu topraklardaki sistemleri tanımadığını bunların insan ürünü olduğunu ve bu kanunlara uymanın, hayatı bu kanunlara göre idame ettirmenin küfür ve şirk olduğunu, Allah’ın kanun koyuculuğuna insanları ortak etmek anlamına geldiğini, Allah’ın ise bunu kesinlikle af etmeyeceğini bunun için insanların kendisine gelen vahye tabi olup hayatlarını Mekke darul nedve kanunlarına göre değil Allah’ın vahyine göre idame ettirmeleri gerektiğini söyleyince o günün yöneticileri Rasulun bu isteğini ret edip bu ilahi kanunlara göre yaşama isteğini nasıl beltiraf edeceklerinin istişaresini yapıyorlardı bu meclislerde. Bunları maddelersek.
    A=Rasulu öldürme planları.
    B=Ona tabi olanlara işkence ve sindirme operasyonu.
    C=Bu davaya gönül verenlere fitneci ve atalarının kanunlarına ihanet eden insanlar iftirası , delilik v.b…..
    Bu gün aramızda Allah’ın yaratmış olduğu insanlar üzerinde kendi heva ve heveslerin den uydurdukları kanunlarla hüküm süren tağuti rejimlerin karşısına çıkıp, Allah’ın ayetlerini okuyacak ve insanları Allah’ın kanunlarına göre yaşamaya çağıracak bir Peygamber yok. Çünkü Hz Muhammed s.a.s insanlığa gönderilmiş son peygamber ve son şeriattır. Bundan sonra ne bir Rasul nede yeni bir anayasa gelmeyecektir. Bu konuyla ilgili gerek Kuran da gerekse hadislerde yeterince açık ve net deliller mevcuttur, burada zikretme gereği duymuyoruz.
    Bu görev yani Allah’ın kanunlarını yeryüzüne hâkim kılma görevi bu zamanda yaşayan, Allah’a hakkıyla inanan, İslami kanunların tamamına tam teslimiyet gösteren muvahhit şahsiyetlerin görevidir. Bu sıradan bir şey değil imani bir ilke, İslami bir gereklilik, olmasa olmaz bir kaidedir. Bu görevin farkına varan mümin şahsiyetin üzerine düşen görev Bu dinin tebliğcisi olan Rasule düşen görevin, ashabına düşen görevin aynısıdır.
    Nasıl ki bu davada samimiyetle yaşayan insanlar hayatlarını, mallarını hiç tereddüt etmeden bu dava uğruna harcamışlarsa bugün Müslümanlık iddiasında bulunan insanlar olarak aynı refleksi ve tavrı sergilemek zorundayız. Bu olgunluğa erişmiş imanın sahibi şunu çok iyi görecektir ki en yakınlarının kendisine düşman olduğunu, hasım kesildiğini.
    Peygamberin misyonunu yüklenen bu Müslüman şahsiyetler Allah’ın kitabını ölülerin arkasından okunan bir dua kitabı değil, insanların sorunlarını çözen bir anayasa kitabı olması gerektiği isteğinde bulunduklarında bu günkü şirk yönetiminin başındaki ebu cehil hükmünde olan adamların Ataları nasıl ki bu istekle karşılarına çıkan Rasuller ve Müslümanlar hakkında öldürme, tutuklama, hapis, sürgün edilme kararlarını darul nedve denilen bu günkü adı ile parlemento olan meclislerinde karara bağladıysalar; Bu çağda Allah’ın ilkelerine göre değil de atalarımızın koyduğu ilkelere göre yaşarız diyen TAĞUTİ rejimlerin bekçiliğini yapan ebu cehil hükmündeki insanların kurmuş oldukları parlementolarında Müslümanlara aynı tavır ve tutumu sergilediklerini görmekte ve müşahede etmekteyiz.
    Yaşadığımız toplumda bunun böyle olmadığını bizlere söyleyecek kendisinde akıl mefhumunun bulunduğunu söyleyen bir insan olmasa gerek. Bugün bu toplumda yaşayan insanlar Rasulun muhatabı olan sistemlere çok kolay bir şekilde ŞİRK ve KÜFÜR sistemi adını vere biliyorlar. Ama bugünkü Rasulun misyonunu yüklenmiş Müslümanlara zulüm, işkence eden, hapislerde çürüten, faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldıran, Allah ve Rasulunü hiçbir şekil de kale almayan Allah’ın ve Rasulunun konun koyuculuğu nu tanımadıklarını söyleyen, sırf bu taleplerinden dolayı muvahhid şahsiyetlere gerici ve örümcek kafalı yakıştırmasını yapan devletlere, kurum ve kuruluşlara hiçbir şey dememekte hatta ve hatta böylesi kurum ve kuruluşlarla dost olduklarını, bir birleri arasında velayet olduğunu, yeryüzünde bu sistemlerin varlığını sürdüre bilmeleri için her türlü desteği sağladıklarını görürsün. Hal bu ki onlar tağu’ u ret etmekle emir olunmuştu. .
    . Rabbimiz kanun koyucumuz Allah azze ve celle Nahıl suresi 36. ayetinde şöyle buyuruyor bu konu ile alakalı olarak;
    -Ant olsun ki biz her ümmete Allah’a ibadet edin ve tağuttan (Allah’ın kanun koyuculuğunu tanımayan sistemlerden ) kaçının! diye uyaran bir peygamber çıkardık; sonra içlerinden kimisine Allah hidayet nasip etti, kimisinin de üzerine dalalet hak oldu! Şimdi yeryüzünde bir dolaşın da bakın peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu?
    Bu konuyla alakalı olarak Said Havanın tefsirine müracat ettiğimizde şöyle bir yorum görmekteyiz; Allah (c.c.) yaratmış olduğu kullarına her dönemde tebliğ yapması için peygamber göndermiştir. İnsanların bazıları kendi iradeleri ile peygamberin bu mesajına kulak verip iman ve sadakat gösterip Allah’ın onlardan istemiş olduğu imanı gündeme getirmişlerdir ve Allah’ta onlara hidayet nurunu vermiştir.
    İnsanlardan bazıları da Allah’ın bu göndermiş olduğu Rasulleri kendi iradeleri ile yalanlayıp getirmiş olduğu kanunlara sırt dönmüşler onlara küfür ve şirk içinde bir yaşam hak olduğu beyan ediliyor
    .Bu süreç içerisinde Allah’ın bu kullarının iman ve küfür etmelerinde hiçbir zorlama olmadığını beyan ediyor. Zaten bir müdahele olsaydı imtihanın anlamı olmazdı zira küfredenlerin de, iman edenlerin de Allah’ın iradesi ile olduğu mantığı ortaya çıkardı. Bu ise kuranın diğer ayetlerin de böyle olmadığı ifade ediliyor. Mesela Bakara suresinin 256. ayetinde Rabbimiz (kanun koyucumuz) Allah (c.c.) şöyle buyurmakta;
    Dinde zorlama yoktur! Doğruluk sapıklık tan tamamen ayrılmıştır! Artık kim tağutu (Allah’ın kanun koyuculuğunu tanımayanları) inkâr edip, Allah’a iman(Allah’ı kanun koyucu, yönetici kabul) ederse, işte o,kopmayacak en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir bilir!
    Başka bir ayette Zümer suresinin 7. ayetinde ise konuyla alakalı olarak Rabbimiz (yegane kanun koyucumuz olan)Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır
    Eğer inkâr ederseniz, şüphe yok ki Allah’ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber kullarının hesabına küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin hesabınıza ona razı olur. Hiç bir günahkâr diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz Rabbinize dir. O vakit, O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Çünkü O,bütün kalpleri bilendir.
    Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Allah’ın hiç bir kimseyi bulunduğu duruma ve konuma zorlamamıştır. Bu tamamen kulların kendi öz nefis ve iradelerine bırakılmıştır. Dileyen iman etsin dileyen küfür etsin.
    Bu mesajlara kulak verip Allah’ın istemiş olduğu imanı ve tavrı gösterenlere nasıl bu sistemlerin tavır ve tutumlarında atalarının izinde olduklarını birkaç karşılaştırma ve güncelleme ile örneklemeye çalıştık. Bunlara birçok örnek ve misaller dağa göstere biliriz ki şöyle;
    a- Allah’ın mümin kadının nasıl giyinmesi gerektiği ile Nur suresi 31. Ahzab suresinin 59. ayeti kerimelerinde bir hüküm var iken, bunun ATALARININ belirlemiş olduğu giyim şekline uymadığı gerekçesi ile devletsel yani kamusal alanlara böyle girmenin yasaklanması kabul edilemez bir hüküm, gerçek bir zulüm ve yaratılanları İLAH edinmenin ta kendisidir.Şu nu çok açık ve net ifade etmeliyiz ki bu hükümleri koymak bu hükümleri kabul etmek kişiyi Rasulun muhatabı olan ebu cehillerin hükmüne sokmaktadır. b-İçkinin bizzat devlet tarafından tekel eli ile üretilmesi ve insanlara içki içip içmeme serbestliğinin tanınması bu, üretilen içkilerin satılacağı bir hane ve meyhanelere devletin ruhsat vermesi Allah’ın hükmü olan Maide suresinin 91. ve 92. ayetlerini kale almamak ve bunları hiçe saymaktır, bu tavır ve tutum insanın, devletin, kurum ve kuruluşlarının KAFİR olmasına yetecek bir harekettir. Çünkü insanlar üzerinde kanun koymaya Allah’tan başka hiç kimsenin hakkı yoktur ki bu LE İLEHE İLLALLAH ilkesinin ta kendisidir. c-Zinayı bizzat devlet tarafından KARHANE dedikleri mekanlarda insanlara işletilmesi hatta ve hatta kapısında oradaki asayişi sağlaması için kendi ASKERİNE nöbet yazması ve burada yapılan zinalardan elde ettikleri paralarla da kendisine bağlı bulunan ve yapmış olduğu küfür ve şirk fiiliyatlarını meşru olduğunu söyleyen DİYANE T İŞLERİNİN MAAŞLARINI ödemektedir. Buradan görev alan din adamlarının yaptıklarının Hz. İbrahim a.s’ın babası olan AZER’in yaptıklarından ne farkı var Allah aşkına soruyorum sizlere? Bunların yaptıkları BELAMLIKTIR, ihanettir, Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmaktır.
    Ki Rabbimiz yegâne kanun koyucumuz Allah c.c. zina hakkında anayasa kitabımız olan Kuran ı Kerimin Nur suresinin 2. ayetin de şöyle buyurmaktadır; Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun; Allah’ın dinini tatbik ederken bunlara acıyacağınız tutmasın, Allah’ a ve ahiret gününe inanıyorsanız! Müminlerden bir gurup da cezalarına şahit olsun!
    Başka bir delil ise; İmam Malik şöyle demektedir… Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mesud’dan rivayete göre İbn Abbas ona şunu bildirmiştir; Hz. Ömer r.a. (hutbe okumak üzere) kalktı, Allah’a hamd u sena ettikten sonra şöyle dedi:
    “Şimdi ey insanlar, yüce Allah Muhammed (s.a.s)’i hak ile gönderdi, üzerine Kitabı indirdi. Ona indirdikleri şeyler arasında recm ayeti de vardı, biz o ayeti okuduk, iyice belledik. Rasulullah s.a.s recm ettiği gibi, ondan sonra bizde recmettik. Korkarım ki aradan uzun zaman geçer ve insanların arasından birisi kalkıp: Biz Allah’ın kitabında recmden söz eden bir ayet görmüyoruz, der ve Allah’ın indirmiş olduğu bir farizayı terk ederek saparlar. Recm muhsan (buluğa ermiş birbirileri ile meşru nikâh yapan erkek ve kadın şahsiyyetlerdir. ) erkek ve kadınlardan zina eden kimselere uygulanması Allah’ın kitabında bir haktır. Tabii ki ortada delil veya hamilelik ya da itiraf varsa” Bunu Buhari ve Müslim Malikin rivayetinden uzun şekliyle kaydederler. Subhanallah sahabenin tereddütüne bak! Bir de Rasulun ÜMMETİ olduğunu söyleyenlerin yaptıklarına bak! Subhanallah. Subhanallah
    Oysaki Rasulullah s.a.s. ümmetinin imanı ile övüneceğini buyurmuyor muydu? Hiç Rasululah böyle yapanlarla övünür mü ümmetim diye bağrına basar mı?
    Sen Rasulun ümmeti ve Müslüman olduğunu söyleyeceksin ondan sonrada kerhanelerde Allah’ın yasak kıldığı zina fiilini para karşılığı insanlara işleteceksin, içkiyi, kumarı kendi tek elinde tutacaksın, kendi merkez bankalarından ve yönetiminin altında ki bankalara faiz ile insanlara para vereceksin, hayat içerisinde Allah’ın ve rasulun’ un koymuş olduğu kanunlara zerre değer vermeyeceksin sonrada kalkıp kendinin İSLAMİ bir DEVLET olduğunu söyleyeceksin. Bırakın sizler Rasul’un ümmeti ve Müslüman devlet olmayı BUNUN tam AKSİNE Rasuller ’in muhatapları olan firavun’ un, nemrud’ un, ebu cehilin kurmuş oldukları ŞİRK sistemleri ile aynı hüküm desiniz.
    Çünkü Rabbimiz Allah c.c. maide suresi 44. ayeti kerimesinde hüküm etmekle alakalı şöyle buyuruyor:
    “Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm etmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” Demektedir.
    Bu konuyla alakalı olarak tefsir kitaplarına baktığımızda bir insan Allah’ı yaratıcı, rızık verici kabul etse, buna mukabil Allah’ın koymuş olduğu kanunları tanımasa, insanlar üzerinde hüküm verebilecek başka merciğlerin varlığından söz etse günümüz deyimi ile hâkimiyeti kayıtsız şartsız İNSANLARA veren, insanlar üzerinde peygamberi ile göndermiş olduğu kanunların hiçbir önemi ve değeri olmadığını söyleyen, LAİKLİĞİN ve DEMOKRASİNİN KÜFÜR sistemleri olduğunu ve bu ayeti kerimenin kapsamına gireceği söylemektedirler. Çünkü Rasulun muhataplarını kâfir ve küfür devleti yapan Allah’ın varlığını, yaratıcılığını, rızık vericiliğini inkâr etmeleri değil, bugün de olduğu gibi Allah’ın kanun koyuculuğunu tanımadıkları için Allah onların kâfir ve şirk üzere yaşadıklarını ve bu hal üzere ölüp ebedi cehenneme gittiklerini yüce kitabı olan kuranı kerimde bizlere birçok yerde haber veriyor ki bizde onların yaptığı gibi yapmayalım diye.
    Buna örnek verecek olursak Rabbimiz Allah c.c. kuranda müşriklerden şöyle bahseder:
    “De ki:”Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Yahut kulak ve gözlerinize sahip olan kimdir? Kim ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarıyor ve bütün işleri düzenliyor? Hemen “Allah” (yapıyor diyecekler)De ki: O halde O’na karşı gelmekten(O’nun kanunlarını hiçe saymaktan, hiçe sayanlarla dost olmaktan ) sakınmaz mısınız?”
    Başka bir örnekte ise: Müslim’in 7.c.2473.n. hadis’de:
    ….Ebu Zerr r.a. ravisi olan ben Abdullah ibn Samit’e :Ey kardeşimin oğlu !ben Rasulullah’a kavuşmadan –yani Müslüman olmadan –üç sene önce namaz kılmışımdır ,dedi.Ben ona:Kimin için namaz kıldın ? Diye sordum, Ebu Zerr:-Allah için dedi.-
    Bu ayet ve Ebu Zerr örneğinden anlaşıldığı gibi ve kuranı kerimdeki birçok ayeti kerimede ifade edildiğinden biz anlıyoruz ki, Rasulullah’ın muhatabı olan Mekkeli müşrikler Allah’a inanıyor ve Allah’a namaz kılıyorlar, Ona YAKLAŞABİLMEK için kendilerince kavimlerinin eski LİDERLERİNE adaklar adıyor onların karşısında özel gün ve ölüm yıllarında saygı duruşu dedikleri kıyamı gündeme getirip törenler düzenliyorlar. Bu insanlara neden böyle yaptıklarını Müslümanlar sorduklarında onların Müslümanlara verdiği cevap konumuzu çok güzel aydınlatmaktadır. Cevap ise şudur: Biz o tahtalara ve taşlara tapmıyoruz. Bizim indimizde ve Allah’ın indinde bu suretlerin sahipleri olan kişilerin çok önemli makam ve değerleri vardır. Dolayısı ile biz bu suretlere değil bunların sahiplerine saygı ve hürmet ediyoruz ki Allah katındaki değerimiz artsın ve cennetteki makamımız yükselsin. Kuran bu insanların niyetlerini ve durumlarını şu şekilde ifade etmektedir:
    Zümer suresi 3.ayetinde Rabbimiz Allah c.c. şöyle buyuruyor: “İyi bil ki, halis din ancak Allah’ın dır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Gerçekten Allah kâfir ve yalancı olan kimseyi doğru yola çıkarmaz.” Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi o zaman ki insanlar Allah’ı tanıyor ona ibadet ediyor, namaz kılıyor hatta Allah’ın Rasulune eğer sen Rasul sen Allah senin ile birlikte bir melek göndermeliydi diyorlardı. Şimdi soruyorum sizlere hiç bizim yaşadığımız toplumlarda Mekkeli müşriklerin Allah’a olan inancı meleklere olan inancı anlatıldı mı bizlere? Yıllardır anlatılan şu: Onlar Allah’a inanmıyor, ahirete, meleklere, cennet ve cehenneme inanmayan yaradılışı inkâr eden Allah’ın rızık verici öldüren ve diriltenin olmadığına inanan bir topluluk oldukları anlatıldı hep bizlere; Ama öyle olmadığı yukarıda zikrettiğimiz ayet ve tefsirlerde bunun tam aksine olduğunu delillendirdik. Çünkü o topluma Rasulullah’ın Allah’ın varlığını ıspatlamaya çalışan bir delile raslamamaktayız.Tam aksine onlara işte sizin de bizimde yaratıcı olarak kabul ettiğimiz Allah, İnsanlar üzerinde kanun koymaya, yönetici olmaya sizden de bizden de daha fazla hak sahibi olduğunu, yaratmış olduğu insanlar üzerinde egemenlik hakkının kendisine ait olduğunu ve bu bağlamda hiçbir yaratılmışa böylesi bir hakkın verilmediğini, eğer birileri kendisinde böyle bir hakkın var olduğunu söyleyip haddi aşarsa onların hepsinin kendisine şirk koşanlar olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Bu bir bakıma Mekke yönetiminin insanlardan alınıp insanların yaratıcı olarak kabul ettiği Allah’a verilmesiydi.
    Bu karşılaştırma ve kıyaslamalardan sonra günümüz devletlerinin yönetim biçimi ve inanç sistemi arasında pekte fark olmadığını görmekteyiz hatta birçok konuda aynı anlayış içerisinde olmaktadır lar.Tarihe şöyle kısaca göz attığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşmaktayız: Allah’ın kanunlarını yeryüzüne hâkim kılmak isteyen, bu ayetleri gerçek anlamıyla Allah’ın rızasına göre anlayan ve hayatına ana yasa yapmak isteyenlere Mekke müşrik sisteminde ne ad veriliyordu ve bu insanlara sırf Allah’a olan inançlarından ötürü neler yapılıyordu, bu günün demokrasi ve laiklik küfrü ne ad verip neler yapıyorlar? O günkü müşrikler nasıl ki meclislerinde hemen bu insanlar için kanun koyup yaptırımlara başlıyor zindanlara atıyor hatta bir adım dağa ileri giderek sırf kendi koydukları kanunlara değil, Allah’ın koyduğu kanunlara göre yaşamak istedikleri gerekçesi ile insanların yaşama hakkı ellerinden alınıyor ve işkencelerin en acımasızı ile hayatlarına son veriliyordu. Şimdi ise değişen hiçbir şey yok aynı zülüm, aynı işkenceler, aynı iftiralar ve aynı hapsedilme olayları seneryo aynı aktörler değişik. O zaman küfrün zulmü altında işkence çekenler Ammarlar, Sümeyyeler, Bilali Habeşiler, Habbab b. Eret’ler. Şimdi ise Seyyid Kutuplar, Hasan el Bennalar, şeh Said ler, Metin yükseller ve bu davaya nice gönül vermiş ismini bilmediğimiz Allah’ın cenneti için, ona kul olabilmek için bu sistemlere kafa tutmuş, azınlıkta olsalar bile izzetlerini ve şereflerini korumuş, tağutla hiçbir velayet bağı kurmamış, velayetini tanımamış kulluklarının gereği olan imanı gündeme getirmiş dağa nice yiğitler, nice kahramanlar bu zulüm ve işkencelerin muhatabı olmuşlardır. Selam onlara, Selam bu davada bedel ödeyip de tağutun karşısında dik durup Allah’ın övmüş olduğu şehitlik makamına yükselen erlere Selam olsun.
    Bu söylediklerimizi gerçek dışı bulanlara işte hodri meydan! Denemek serbest. Bulunduğu toplumun yöneticilerinin karşısına çıkıp, yukarıda ki ifade ettiğimiz gibi kendilerinin yönetimini tanımadığını, insanlar üzerinde kanun koymanın küfür ve şirk olduğunu, DEMOKRASİNİNve LAİKLİĞİN tağuti rejimler olduğunu, kanun koyucu olarak Allah’ı ve Rasulunu tanıdığını, O nun Rasulune göndermiş olduğu anayasa kitabı olan kuranı hayat nizamı olarak kabul ettiğini, bunun dışındaki bütün anayasa ve kanunları reddettiğini hayatını Allah’ın kanunlarına göre idame ettireceğini bir söylesin bakalım!
    Bu güne kadar oy verip de başına seçtiği kimliğinde Müslüman yazan, Müslüman ismi taşıyan o Ahmetlerin, Mehmetlerin, Abdullahların, Tayyiblerin, Mustafaların kendisine nasıl işkence ve zulüm yaptıklarını, hatta ve hatta yaşama hakkının bile kendisinden alınacağı tehdidini nasılda kendisine yapıldığını görecektir.
    Hani bunlar Müslüman dı? Hani bunlar HALKI MÜSLÜMAN olan yurtların yöneticileriydiler nedir bu tepki? Bir Müslümanın benim hayatımdaki kanunları Allah koyar ve ben hayatımı Fıransadan, İsviçreden, Almanyadan getirilen kanunlara göre değil de bizleri yoktan var eden, kâinatı yaratan, canlı ve cansız varlıkların yaşam kaynağı olan yüce Allah’ın kanunlarına göre idame ettirmek istiyorum demesi kadar doğal kabule şayan ne olabilir soruyorum sizlere? Bu Allah’ın kanun koyuculuğu ile alakalı örnekti, diğer bir karşılaştırma ise şudur.
    Zina bütün dinlerde Allah tarafından yasaklanan bir unsurdur yukarıda bu konuyla alakalı ayet ve sahabenin sözlerini aktarmıştık. Şimdi ZİNANIN yaşadığımız kâfirler tarafından istila edilmiş bir zamanlar ahkamı kuran ile yönetilen bu topraklarda hükmünün ne olduğunu izaha çalışalım. Türkiye cumhuriyetinde iki kişi arasındaki gerçekleşen cinsi münasebette iki tarafın rızası söz konusu ise yani bir tecavüz değil ise bu fiiliyat o insanların doğal isteğidir dolayısıyla bu anayasal bir suç değildir hükmüne bağlanmıştır. Bir kimsenin bunlara müdahale etme hakkı yoktur bu müdahale edecek olanlar kızın babası, annesi, ağabeyi olsalar dahi. En ufak bir müdahale sonucu kız veya erkek bu konu ile alakalı devlete baş vurduğun da devlet onları koruma altına alıyor ve bu fiiliyata izin vermeyen velileri hapse atıyor bir nevi zina edenleri devlet koruma altına alıyor ve bu fiiliyatı işleyecek zemini ve güvenceyi sağlıyor. Bu davranışı da ilericilik, çağdaşlık ve özgürlükçü anlayış olarak kabul edip savunuyor, buna izin vermeyen İslami kanunlara da gerici çağ dışı insanların özgürlüklerine karışan kabul edilemeyecek kadar eski ve modası geçmiş kanunlar olarak nitelendiriyor. Bunu parayla değil zinayı bir zevk için yapanlara bakış açısı ve tanıdığı hak.
    Diğer bir zina işleme çeşidi de bunu ticarete dökmüş bu yollarla para kazanan kadınlara, bu yollarla para kazanan erkeklere ve DEVLET olarak kendilerine tanıdıkları utanç verici ve hiç de ahlaki olmayan kendilerinin koymuş olduğu kanunlara göre haklar var ki onlar da şunlardır:
    Misal bugün umumhane diğer bir adı ile KÂR-HANE olan kadın eti satış evlerinde zina fiilini işleyen kadınlara her birlikte olduğu adam karşılığında para verildiğini, oralarda görev yapan erkeklere oranın gelirinden maaş verildiğini biliyoruz ve DEVLETİN buralarda çalışan kadınların kazanmış olduğu paralardan VERGİ aldığını, bu aldığı vergilerle kimlerin maaşını ödediklerini de biliyoruz.
    Bu gün TÜRKİYE CUMHURİYYETİN de bir kadının sokak arasında veya bir minibüs durağında kendisini pazarlaması, para karşılığında ilişkiye girmek için bir arabaya binip gitmesi suç ve yasaktır. Bu olay tespit edildiği anda hem erkek, hem de bu kadın apar topar karakola götürülüyor bu harekete izin verilmiyor. NEDEN Mİ? İşte cevabı.
    Toplumun ahlakını bozduğu için mi? değil, Allah’ın bu fiiliyatı kuran da yasakladığı için mi? değil, bu raya çok dikkat ediniz! Bu fiiliyata izin verilmeyişinin tek sebebi bu insanlar DEVLETTEN VERGİ KAÇIRIP DEVLETİN AÇMIŞ OLDUĞU az önce zikrettiğimiz gelir elde ettiği KAR-HANELERDEKİ iş sektörünü azaltmakta, buralara olan talebi yok etmekte ve böylece DEVLETİN para kazanmasına engel olmaktadırlar. Subhanallah sen şimdi kalkacaksın bu devletin İslami bir devlet olduğunu söyleyeceksin sonra da Allah’a ve Peygamber’inin getirmiş olduğu şeriate muhâlif olan, İslami kuralların yasaklamış olduğu bütün ilkelere izin veren bir devleti kendine yönetici edineceksin yani velayetini onlara vereceksin, sonrada fırkayı Naciye olduğunu söyleyeceksin, sakal bırakacaksın cübbe giyeceksin, sarık saracaksın ve şuursuzca namazdaki faziletinden dolayı ön safı kapmak için insanlarla yarışacaksın. Allah BÖYLE BİR İBADETİ, BÖYLE BİR İMANI KABUL EDERMİ sen namazda Allah’tan başka kanun koyucu olmadığını ve ondan başkasının koymuş olduğu kanunları tanımayacağını, hayatını bu ilkelere göre idame ettireceğini FATİHADA söyleyeceksin sonrada yaşamında bunun tam aksine göre hareket edeceksin, bu devleti tanımadıklarını söyleyen, bunlara velayetini vermeyen bu devletlerin MEKKE ŞİRK sistemleri ile aynı hükümde olduğunu söyleyen, Allah’a katıksız ve Rablerinin istediği gibi iman eden muvahhid şahsiyetlere böyle yapmayın, ne istiyorsunuz camiler açık, baş örtüsü serbest, namazını kılıyorsun, kuran okuyorsun, zekâtını veriyorsun dağa ne olsun sizin amacınız fitne çıkartmak mı, ortalığı karıştırmak mı, yaşadığınız topluma uyun, insanların kafasını karıştırmayın diyorlar bu insanlar. Böyle iman olur mu, böyle Müslümanlık olur mu, Allah böyle insanları cennetine koyar mı hiç?
    Bu ülkede devlete çok vergi verdiği için KAR-HANELERİN sorumlusu olan kadına t.v.’ de vergi rekortmeni ödülü verildi. Yani Allah’ın yasaklamış olduğu zina fiilini ülkemiz de çok işletip ve bu sektörden kazandığın paraların vergisini bize verdiğin için teşekkür ederiz plaketi verdiler bu NAMUSSUZLAR bu İMANSIZLAR. O kadın da şöyle bir konuşma yaptı programda; Şimdi ben Türkiye de görev yapan imamlara sesleniyorum öyle sağda solda zina suçtur, haramdır zina edenleri Allah cehennemde yakacaktır demeyin. Çünkü maaşınızın büyük bir bölümü devletin buradan elde ettiği vergilerden ödeniyor demişti. Şimdi bu sistemde görev yapan namaz kıldırma memurlarının kalitesini ve şahsiyetlerini sizin değerlendirmenizi istiyorum.
    Bu konuda da şüphe edenler ve bunun Türkiye de böyle olmadığını söyleyenler bir bu kerhanelerin kapısına gitsin de orada nasıl bir tavırla karşılaşacağını ve oradaki asayişi kimin sağladığını, kendisine kimin engel olacağına bir baksın ve müşahede etsin o zaman bizim bu konularda ne kadar haklı ve doğru konuştuğumuzu anlayacaktır.
    Bu fiiliyatların haram olduğunu Allah’ın bu kadın satma olayını yasakladığını, böyle para kazanmanın caiz olmadığını söylesin bakalım. Hemen kendisine oradaki asayişi sağlaması için DEVLETİN görevlendirdiği POLİSİ ve ASKERİNİ karşısında bulacaktır ve biraz mücadele etse biraz diretse hemen DEMOKRASİNİN ve LAİKLİĞİN koymuş olduğu kanunlara kafa tutmaktan, bu kanunları hiçe saymaktan, toplumun huzur ve refahına zarar vermekten dolayı hapis edileceğini görecektir.
    Diğer bir örnek ve karşılaştırma ise faiz olayıdır, Allah anayasa kitabımız olan Kuranı Kerimde faiz ile alakalı olarak şöyle buyuruyor;
    “Ey iman edenler ‘Allah’tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz. (Bakara /278)
    Eğer böyle yapmaz iseniz, o zaman Allah ve Rasulu tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tövbe ederseniz sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz haksızlığa da uğramazsınız .”(Bakara/279)
    Hadisten deliller ise şunlardır:
    Abdullah ibn mesud (rah) anlatıyor: Rasulullah s.a.s ribayı (faizi) yiyene de, yedirene de lanet etti. Ebu Davud, Müslim, ibnu Mace Tirmizi ‘de geçmektedir.
    Hz. Ebu Hureyre anlatıyor: Rsulullah s.a.s. buyurdular ki: Miraç gecesi, bir kavme uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Bu karınlarının içi yılanlarla dolu idi ve yılanlar dışarıdan gözüküyorlardı. Ben “ey Cibril bunlar kimlerdir diye ?“ sordum. Bunlar faiz yiyenlerdir dedi.
    Hz. Ebu Hureyre anlatıyor: Rsulullah s.a.s. buyurdular ki “Faiz yetmiş günaha sebeptir, en hafifi kişinin annesi ile zina yapması gibidir.”
    Şimdi kuran da ve hadislerde bu faiz olayı bu denli yasaklamışken bu olayı bu kadar ahlak dışı bulup, kişinin annesi ile zina olayına benzetmişken nasılda Müslüman olduğunu söyleyen insanlar bu gibi olaylara izin verip serbest kılıyorlar şaşılacak bir iş doğrusu. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmak doğru olacaktı r.
    Aslında bu gibi olayları, gasp edilmiş İslam topraklarında uyguluyanların hayatlarına, yaşam tarzlarına ve inanç şekillerine baktığımızda bu insanların Müslüman gibi yaşamadıklarını, Allah’ın istemiş olduğu imanı gündeme getirmediklerini ve bu olayların yasak ve haram olduğunu Müslümanların böylesi yasaklanmış ve ahlak dışı olarak kabul ettiği olayın bu denli serbest bırakılmasının, devletin kendisi tarafından işletilmesinin doğru olmadığını söyleyen şahsiyetlere çok komik, şuursuzca ve hadlerini aşan cevaplar verdiklerini görmekteyiz.
    Oysaki bizler bu toplumda büyüyen insanlar şunu küçüklüğümüzden beri ailemizden, camilerdeki memurlardan biliriz ki Allah’ın koymuş olduğu bir kanunu hiçe saymak, onun ile alay etmek, onu küçümsemek kişiyi din dairesinden çıkarıp o kişiyi veya kişileri kâfir yapacağını öğretmişlerdi bizlere. Bu öğrendiğimiz bilgilere göre bile bugün bu topraklarda egemen olmuş Allah’ın koymuş olduğu kanunları hiçe sayan, çağ dışı bulan, içkiyi, zinayı, kumarı, faizi kendi tek elinde tutan, bütün ahlaksızlığı ile insanlara böyle yaşaya bilme hakkı tanıyan bu kurum ve kuruluşların Allah düşmanı olduğunu küfür ve şirk devleti olduğunu bilir.
    Çünkü bakara suresi 279.ayette yukarıda ifade ettik ne buyuruyordu? “Eğer faizi bırakmazsanız Allah ve rasulu size savaş açmış olur.” Yani Allah’ın ve Rasulunun savaştığı, hasım kabul ettiği ve sonunda da hezimete uğrayacağı, ebedi cehennemi hak edeceği kâfir ve zalimlerden olursunuz. Çünkü Allah ve Rasulu ile savaşanın zafere ulaşacağı düşünülemez ve tasavvur dahi edilemez.
    Ama bugün Allah’ın ilahlığını, kanun koyuculuğunu kabullenmeyen sistemlerin nasılda faiz kurumlarını işletme konusunda kararlı ve istekli olduklarını görmekteyiz. Bir nevi Allah ile Rasulu ile savaşmaktan zevk alıyorlarmış casına! Bir Müslüman çok dikkat etmeli ve çok hassas olmalı bu konularda, çünkü ne tarihte nede bundan sonra bu savaştan kesinlikle ve kesinlikle hiçbir yaratılmış ne zafer elde etti, nede bundan sonra zafer elde edeceklerdir.
    Bu konularda da abartılı olduğumuzu düşünen şahsiyetler varsa Allah’ın ona yüklemiş olduğu sorumluluğun bilinci ile bu sistemlere gidip Allah’ın mülkünde, Allah’ın yaratmış olduğu bu insanlar üzerinde faizli ticaret yapmalarının haram olduğunu, insanların almış oldukları paraların ve kredilerinin ana paralarını ödeyememe sonucu bu miktara koymuş oldukları faiz borçlarını gerekçe gösterip insanların mallarına el koymalarının ve insanları sırf bu faize olan borçlarından ötürü hapse atmalarının ZULUM ve HAKSIZLIK olduğunu söylesin bakalım! Kendisine ne muamele yapıldığına bir baksın, dağa sonrada bir Müslümanın vereceği tavır ve cevap mı? diye gerçekten kendisine bir sorsun. O zamanda görecektir ki bizim bu konuda ne kadar haklı ve doğru söylediğimizi.
    Bir diğer konu ise Allah’ın kitabın da yasak olup ta bu topraklarda yaşayan Müslüman oldukları iddiasın da bulunan ve kendilerine Hz. Muhammed’ in ümmeti olduğunu söyleyenlerin serbest bıraktıkları içki olayıdır. Bu konuyla alakalı olarak şöyle bir değerlendirme yaptığımızda bu Müslüman ve ümmet olma iddiasında bulunanların hiçte öyle olmadıkları ortaya çıkmaktadır.
    Rabbimiz Allah c.c. bu konunun haramlılığı ile alakalı olarak anayasa kitabımız olan kuran-ı kerimde şöyle buyurmaktadır maide suresi 90. ve 91. ayeti kerimelerinde . “ “Ey iman edenler! içki, kumar, dikili taşlar (putlar, insan suretleri, liderlerin, ataların suretleri) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.” “Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değimi?”Buyurmaktadır.
    Bu ayeti kerimelere dikkat edilecek olursa bir müslümanın kesinlikle bu tür içki ve içki cinsinden olan, aklı yok edici, insanın aklını örten şeyleri kullanamayacağını Rabbimiz ALLAH TARAFINDAN çok açık ve net yasaklandığını görüyoruz. Aynı şekilde tefsir kitaplarına müracaat ettiğimizde, bu gibi şeylerin üretilmesinin, satılmasının haram ve yasak olduğunu, bu gibi şeyleri yeryüzünde satmanın, satılmasına izin vermenin Allah’ın maide suresindeki koymuş olduğu hükmüne muhalefet ve bu kanunları hiçe saymaktan dolayı bu fiiliyatı gündeme getirenlerin küfre ve şirke gireceklerini, böylesi içkiye, zinaya, kumara ve faize izin veren devletlerin, yönetimlerin Allah’a baş kaldırmış TAĞUT hükmün de olduklarını söylemişlerdir ki, bütün İslam alimlerinin tariflerinin İTTİFAKI ile TAĞUT; Allah’ın sistemine baş kaldırmış, Allah’ın koymuş olduğu kanunları tanımayan, İslami hukuku hayat alanından çıkaran, İslamiyeti sadece kul ile rabbi arasındaki MANEVİ bir BAĞ olarak nitelendiren kurum, kuruluş, ve yönetim sistemlerinin ta kendisidir. Bunların YÖNETİCİLERİ, bunların yeryüzün de hâkimiyet kurmalarını sağlayanların tamamı KÂFİR ve MÜŞRİK hükmün dedirler.
    Bugün Türkiye cumhuriyetin de, Allah’ın haram kılmış olduğu bu olay, bizzat devletin kendisine ait kurumu olan tekel tarafından üretilip satılmakta, bu gibi içki malzemelerini taşıyan araçlar süslenmekte, nesil ve toplum Allah’ın haram kılmış olduğu bir fiile karşı özendirilmektedir. Bunu da Müslüman ve Müslümanların ÜZERİNDE yöneticileri olduğunu söyleyen, eli abdestli, isimleri PEYGABBER ismi olan MUSTAFALAR, İsimlerini Türkçeye çevirdiğimizde Allah’ın kanunlarına itaat eden kul manasına gelen “ABDULLAHLAR, temiz kul manasına gelen TAYYİB” şahsiyetler yapmaktadırlar.
    Hiç böyle iman, böyle Müslüman olunur mu? Sen kalkacaksın Allah’ın mülkünde haram kılmış olduğu fiilleri serbest bırakacaksın, yeryüzünde konun koyacaksın, bütün ahlaksızlığa izin vereceksin, DİN VİCDANİ bir mesele insanların yönetimine karışamaz diyeceksin; sonrada Elhamdulilleh müslümanız, Rasulun ümmeti, dünyada İslam’ın yaşandığı tek ülkeyiz diyeceksin. Allah böyle imanı kabul eder mi hiç? Allah c.c. ne buyurmuştu yüce kelamı olan kuran da, Ankebut suresinin 2. 3. ve 4. ayeti kerimelerinde: “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İMAN” ettik demeleri ile bırakılıvereceklerini mi sandılar.”
    “And olsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”
    “Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar da kötü ve yanlış hüküm veriyorlar.”
    Bu ayetlerin tefsirine müracaat ettiğimizde insanların Müslüman’ım sözünün boş ve anlamsız söylenmesinin kişiye faydası olmayacağını, bu iddiada gerçek ve samimi olup olmadığını, kişinin kendisini buna şahit yapmak için imtihanın oluşacağını, bir takım deneme ve zorluklarla karşılaşacağına, işaret edilmiş ve vurgu yapılmıştır. Kişinin yalnızca Müslüman’ım demesine bakılmaz, amelleri, inanç sistemi ve akidesi kuran ve sünnet çizgisinde muhakeme edilir. Eğer böyle yapılmazsa her şeyin birbirine karışacağını görürüz, çünkü: Rasulullah’ tan günümüze kadar bir çok gurup ve topluluk kendi sapık ve yanlış inançlarını İslam’a nispet edip, Müslüman olduklarını ileriye sürmüşlerdir. Ama Ehli Sünnet dediğimiz fırka bu sapık ve yanlış anlayışları tespit edip sınıflandırmışlardır.
    Ki yukarıda bahsettiğimiz, topluluklar kendilerini İslam’a nispet eden ve güçleri doğrultusunda İslam’ı hayat nizamı olarak kabul edip ve o doğrultuda yaşamak isteyen insanlardı. Ama gene de İslam Âlimleri bu insanların yanlış ve sapık yolda olduklarını gündeme getirip, bu tarz insanların İslam’la bir bağlarının olmadığını söylemişlerdir.
    Kaldı ki bugün bu topraklarda yaşayan Allah’ı kanun koyucu tanımayan, onun kitabı olan kuranı hayattan soyutlayan, 3 mart 1924 de eğitim sisteminde değişiklik yapıp dinsel eğitimleri kaldırıp, yerine “DİNİ devletin yönetimine karıştırmayan yani Allah’ı ve onun rasulu ile göndermiş olduğu hukuk sistemini tanımayan ve insanlar üzerinde kurmuş oldukları parlementolardan başka kanun koyucu merci kabul etmeyen, LAİKLİK ilkelerine dayalı ve bu ilkeleri koruyan” sistemleri gündeme getirenlere, bu sistemlerin kurucularına ve koruyucularına, Allah’ın ilkelerine değil de ATALARININ ilkelerine bağlı kalacağına yemin ve ant içenlere ne ad verirlerdi acaba?
    Bu gün laikliğin ve demokrasinin getirmiş olduğu kanun, kılık ve kıyafet şeklinden dolayı, Allah’ın belirlemiş olduğu kılık, kıyafet ve giyiniş şekli ile bir buluğa ermiş kız çocuğunun veya erkek çocuğunun devletin kurum ve kuruluşlarına girmesi yasaktır. Neden böyle olduğunu o kendisini Müslüman ve Rasulun ümmeti kabul edenlere sorduğumuzda verdikleri cevap hiçte kabul edilemeyecek, İslam tarafından böylesi cevap verenlerin, İslami ilkelere böyle yaklaşanların, Müslüman kalamayacağı sonucuna varacağımız cevaplar almaktayız. Bu insanların verdikleri cevap ise şudur; Efendim bu topraklarda laiklik ve demokrasi hâkim, onun içindir ki insanların uyması gereken birtakım kurallar ve sınırlar vardır. Bizim yaşadığımız bu toprakların ve bu sistemi kuranların koymuş olduğu kanun, hukuk, ilke ve inkılâplara bu insanların giyiniş şekilleri uymamakta ve bu ilkelere aykırı hareket etmekteler. Onun için devlete ait yerlerde “okul, hastane, askeri alan ve kamuya ait her yerde” DEVLETİN KORUYUCULARI OLAN BİZ YÖNETİCİLER bu ATALARIMIZIN koymuş olduğu kanunları tanımayan ve aksine hareket edenlere izin veremeyiz. Dolayısıyla bu giyiniş şekli ATALARIMIZIN belirlemiş olduğu giyiniş şekline muhaliftir, yasak olmasının sebebi de budur. Böyle giyinip okumak ve çalışmak isteyenlerin, GÖKTEN GELEN VAHYİ, Allah’ın KANUN koyuculuğunu REDDEDEN ve TANIMAYAN Türkiye cumhuriyeti LAİKLİK ve DEMOKRASİ ile yönetilen “KÜFÜR ve ŞİRK” devletinden hicret edip, kendilerine Allah’ın kanunlarına göre yaşamalarına izin veren devletlere gitmelerini söylemektedirler. Bu sözleri, bu yazıları kaleme alan kardeşiniz, Allah düşmanı olan, bu devletin kendi kurduğu t.v. kanalından işitmiştir, dinlemiştir.
    Şimdi soruyorum sizlere? Bizler Allah’a inandığımızı söyleyen, O’nu yegâne kanun koyucu, yaratıcı, İLAH ve RAB olduğunu kabul edenler olarak, HAYATIMIZI biz Müslümanları ve bu KÂFİR kişileri yaratan Allah’ın kanunlarına göre mi? Yoksa Allah’ın yaratmış olduğu kullarının veya birilerinin atalarının koymuş olduğu KÜFÜR ve ŞİRK kanunlarına göre mi idame ettireceğiz? Oysaki rabbimiz Allah c.c. kendi kelamı olan Kuran-da şöyle buyurmaktadır Al-i İmran suresinin 32. ayetinde:
    De ki, Allah’a ve Peygamber’e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah KÂFİRLERİ sevmez.
    Bu ayetin de ifade ettiği gibi bugün Allah’a ve Rasulune itaat etmeyen, İslami hukuku tanımayan, yerine insanların oluşturduğu yasaları ve hukuku benimseyen, Allah’ın koymuş olduğu kanunlara değer vermeyip, sırt çevirip, kulak vermeyen TÜRKİYE cumhuriyeti laik ve demokrasi devleti TAĞUT, KÜFÜR ve ŞİRK devletidir. Bu devletin yöneticilerinin karısı baş örtülü olsun, kendisi sakallı olsun fark etmez bu şahsiyetler MÜŞRİKTİRLER, KAFİRDİR’LER. Çünkü Rabbimiz “yegâne KANUN ve YASA koyucumuz” Allah c.c. şöyle buyurmakta Maide suresinin 44. ayeti celilesinde.
    “Kim Allah’ın indirdiği HÜKÜMLERLE hükmetmezse, işte onlar KAFİRLER’İN ta kendisidir.”
    Gerek Maide suresi ve Al-i İmran suresinde, gerekse kuranın birçok ayeti celilesinde yasamayı Allah’tan alıp kullara, parlemontolara ve meclislere verilmesinin, insanlar üzerinde Allah’tan başka kanun koyucu ve idareci kabul etmenin KÜFÜR VE ŞİRK olduğunu, Allah’ın bu amelleri af etmeyeceğini, bu insanların ebediyen CEHENNEM’ de kalacağını buyurmaktadır. Bununla alakalı olarak burada yüzlerce ayet ve hadis zikrede biliriz. Ama burada yer vermeyeceğiz, ayrıntılı bilgi isteyen kurandaki ve hadislerdeki ahkâm bölümlerine müracaat edebilir.
    Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız konu kısacası şudur; Her kim! Allah’ın kanun koyuculuğunu tanımazsa, yeryüzün de Allah’ın kanunlarına gerici, çağı geçmiş kanunlar, günümüze ışık tutamaz, şeklinde değerlendirme yaparsa, bu kişilerin devlet, fert ve topluluk olmaları bir şeyi değiştirmez, bu insanların hepsi İslam dairesinden çıkmış, MÜRTED ve MÜŞRİK hükmündedirler. Bu insanların Müslüman olduklarını söylemeleri, Allah’a inanmaları, peygambere inanmaları hiç bir şeyi değiştirmez. Çünkü bu söz ve söylemler Allah’a ve Rasule inanan bir kalbe sahip insanın söyleyeceği sözler değildir.
    Düşünün ki Ebu Bekir, Hz. Ömer, Bilal’i Habeş’i ve diğer ashap hiç böyle cümleler kurar mı? Allah’ın hükmünden ve O’nun kanunlarından başka kanun talep ederler mi? BÖYLE ashap olur mu? Tabiî ki olmaz. Çünkü Rasulun ashabı olmak öyle kendisini görmek, yalnızca kuru, kuru bir iddia ve sözden ibaretle olmaz. Ashap olabilmek için, Rasulün getirmiş olduğu kanun ve anayasa kitabı olan Kuran-ı hayat nizamı olarak kabul edip, yaşamış olduğu toplumdaki Ebu cehillerin, Ebu leheblerin koymuş olduğu kanunları ret etmek zorundadır. Hem de hepsinin, kurumlarını, kuruluşlarını ve bütün organlarını. Çünkü bu iman-i bir gereklilik, olmazsa olmaz bir kaidedir. Yoksa Rasulullah’ı o toplumda sadece inanalar görmemişti. Bütün o zamanlarda yaşayan, Rasulullah s.a.s.’ile karşılaşan insanların hepsi O’nu görmüş, gerek dünya, gerekse ahiret konularında O’nun ile konuşup, görüşmüşlerdir.
    Bugün bırakın hayatlarını Allah’ın kanunlarına göre idame ettirmek istediğinden dolayı bu LAİK ve DEMOKRAT sitemlerin yöneticiliğini tanımayan muvahhit şahsiyetleri, bu sistemin BELAMLIĞINI yapan ve yaşamlarında, LAİKLİĞİN ve DEMOKRASİNİN kanunlarını kabul edip, bir kuru maaştan dolayı Allah’ın kanunlarına sırt dönen kişilerin yazmış olduğu eserlere baş vurduğumuz da, onların bile bu konuda şöyle dediklerini görmekteyiz.
    Ashap olabilmek için, sadece Rasulullah s.as.’ile aynı asırda yaşayıp, O’nu görmek yetmez. Ashap olabilmek için! O’nun getirmiş olduğu emir ve yasakları kabul edip, hayatı bu emir ve yasaklara göre idame ettirmek şarttır. Çünkü bu şartı koymaz, sadece O’nu görmeye ve aynı zamanda yaşamaya indirgersek, Rasulun düşmanları olduğundan söz edemeyiz. Ki Mekkeli MÜŞRİKLER rasulun muhatabı olanlar değil miydi? onlar Rasulullah s.a.s.’i görmemiş miydiler? Tabiî ki gördüler. Ama bu onların gene de müşrik ve kâfir olmalarını engellememişti. Demek oluyor ki, sadece Rasulu görmek ve O’nun la aynı asırda yaşamak, getirmiş olduğu kanunlara uymadığında kişiye bir faydası olmuyor, ashap olma özelliğine sahip olamıyor.
    Nasıl ki, Rulullah’ın zamanında yaşayanlar, O’nun şeraitine uymadıklarında, ashap olamıyor salar, bugün bu topraklarda yaşayan, egemenlik kuran, kişilerin hayatlarını Allah’ın kanunlarına göre değil de, LAİKLİĞE ve DEMOKRASİYE göre idame ettirdiklerinde, bu kişi ve kişilerin Müslümanlığından söz edilemez, bu kişilerin söyledikleri kuru bir sözden başkası değildir. Öyle insan, hem LAİK, hem de MÜSLÜMAN olamaz. İkisi arasında tercih yapmak zorundadır. Ya laik olacak, ya da Müslüman. Bu konuyla alakalı olarak Rabbimiz, yegâne kanun koyucumuz Allah azze ve celle ana yasa kitabımız olan kuran-ı kerimde şöyle buyurmaktadır, Yusuf suresinin 106.ayeti kerimesinde:
    Onların çoğu, Allah’a (az veya çok ) şirk koşmak sızın iman etmez!
    Bu ayetle alakalı olarak İslam müfessirlerinden olan el Hasen, Mücahid, Amir, eş-Şabi ve bir çok âlim, bu ayeti kerimenin yüce Allah’ı kendilerini ve bütün her şeyin yaratıcısı olarak kabul eden, bununla birlikte putlara ibadet(saygı duruşunda durmak, şikâyete gitmek, çelenk götürmek, ilke ve inkılâplarına sarılmak bunların hepsi ibadettir.) eden, onlara saygı ve tanzimde bulunan bir topluluk hakkında indirilmiştir. İkrime ise bu konuda şöyle demektedir: Bu ayette kast edilen yüce Allah’ın: ( Andolsun ki sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorarsan, elbette: Allah diyeceklerdir.) “Ez Zuhruf, 43-87. Buyruğun da sözü edilendir. Böyle demekle birlikte diğer taraftan yüce Allah’ın asıl sıfatlarında O’na eş koşup, bu sıfatları Allah’tan alıp yaratılmış olan kavminin insanlarına veriyordular.
    Yine El Hasen’den nakledildiğine göre bunlar hem iman eden yanları, hem de şirk koşan yanları vardı. Bunun anlamı şu: O insanlar yaratıcı, rızık verici olarak, öldürenin Allah olduğu noktasında hiçbir sıkıntıları yoktu ve bu noktalarda Allah’a şirk koşmuyorlardı ki bununla alâkalı ayetleri yukarıda zikrettik. Bu insanların şirke düştükleri noktalar şunlardır; a-Bu insanlar kedilerinin kurmuş oldukları MECLİSLERDE KANUN YAPIP bu kanunlarla insanları yönetmeleriydi. B- kendilerinden önce yaşamış kavminin liderlerinin ve kurucularının taştan, tahtadan şekillerini yapıp bu suret ve şekillere saygı ve tanzimde bulunmaları.
    c- kendilerine gelen Rasülleri dinlememek, onun getirmiş olduğu yasaları hayatta uygulamamak, hayat nizamı olarak bu RABBANİ kanunları değil de kendi ATALARININ koyduğu kanunları hayat nizamı olarak kabul etmek.
    İşte bu unsurları bulundurdukları için şirke düşüp kâfir, müşrik olarak nitelendiriyordu onları kâinatın yaratıcısı ve yegâne kanun koyucusu olan Rabbimiz Allah âzze ve celle.
    Nasıl ki o gün yaratıcı olarak Allah’ı kabul edenler, kanun koyucu olarak başkalarının kanunlarına göre hayatlarını idame ettirdiklerinde müşrik, kâfir oluyorsalar ve bu kişilerdeki olan iman yani Allah’ı yaratıcı olarak kabul etmek yetmiyorsa, bu gün de Allah’ı yaratıcı kabul edip, daha sonrada LAİK ve DEMOKRAT olduğunu söyleyen, hayatlarını yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın kanunlarına göre değil de, TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINA göre idame ettirmek istediklerini söyleyen insanların, Müslüman olduklarını söylemeleri, namaz kılmaları, hacca gitmeleri, sakal bırakmaları yetmez. Bu Allah’ın kuran da belirttiği ve razı olmadığı bir inanış şeklidir. Bu katışıklı bir imandır, biraz TAĞUTA biraz Allah’a böyle iman olmaz, bu imanı Rabbimiz Allah azze ve celle kabul buyurmaz. Bu konu ile alakalı olarak bakara suresinde şöyle buyuruyor Rabbimiz:
    “….Artık kim tağutu inkâr edip Allah’a iman ederse, işte o, kopmayacak en sağlam tutamağa yapışmıştır. Allah işitir, bilir!” -256-
    Bu ayette Allah imanı TAĞUT’ un inkârına bağlamıştır. Bu aynı zamanda şu demektir; kişi yeryüzündeki Allah’tan başka kanun koyucuları reddetmediği sürece kendisinin istemiş olduğu imanı gündeme getirememiş ve ahirette hüsrana uğrayanlardan olacağını beyan etmektedir.
    Bu söylediklerimizi kabul edip, hayatını Allah’ın kanunlarına göre idame ettirmek isteyenlerin dikkat etmesi ve uyması gereken unsurlar vardır. Ki yukarıda Müslüman şahsiyetin uyması gereken sınır ve kuralları ifade etmeye çalıştık. Küfür ve şirk hakkında bilgi aktardık dilimiz döndüğünce. Şimdi bundan sonra günümüz de işlenen küfür amellerini sırası ile ele alıp, bu küfür fiillerini işleyenlerin dayandıkları güncel yorum ve delilleri kuran sünnet ışığında, hiçbir taraf tutmadan, sadece Allah’ın istemiş olduğu akideyi ortaya çıkartmak, O’na hakkı ile kul olalım diye analiz edeceğiz Allah’ın izni ile. Gâyemiz, Allah’ın istemiş olduğu imanı gündeme getirip, O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan, ahirette azaptan kurtulmuş, cenneti hak etmiş kullar olabilmek. Rabbimiz Allah azze ve celle bizleri bağışlasın ve hatalarımızı af etsin. Hatalar bize, doğrular ise İslam’a aittir.
    GÜNÜMÜZÜN KÜFRÜ VE ŞİRKİ OLAN LAİKLİK VE DEMOKRASİ
    Burada izah etmek zorunda olduğumuz birkaç mesele ve kavram dağa var. Çünkü LAİKLİĞİN ve DEMOKRASİNİN iyi ve doğru anlaşıla bilmesi için, aşağıda izahını yapacağımız kavramları kişiler tarafından iyice bellenip anlaşılması lazımdır.
    Bu kavramlardan ilki DİN kavramıdır. Şimdi din nedir sorusuna lügavi ve istilahi terimlerde cevaplar aramaya çalışalım.
    Din kelimesinin birkaç anlamı ve tarifi vardır. Bunun birincisi, İslam’ın bu kelimeye yüklediği mana ve anlamdır, ikincisi ise, lügat ve örfün yüklediği mana ve anlamdır. Bunların çok iyi araştırılıp öğrenilmesi lazım ki, mesele taraflarca iyi anlaşılsın. Din iki kısma ayrılır.
    Hak din.
    Batıl dinler.
    Hak din: Kanun koyucusu Allah olan, o kanunları yeryüzüne insanlara getireni rasul olan dinlere(YAŞAYIŞ TARZINA)hak din denir. Biraz dağa toparlayacak olursak; kanunları İslami kanun olan, hukuku peygamberin hukuku olan, sorunlarını Allah’a ve Rasulune götüren bir dine(Yaşam Tarzına) hak din, hakkın istemiş olduğu bir yaşam tarzı denir. Bunun dışında kalan tüm dinler (yaşam şekilleri) batıl dinlerdir.
    Batıl din: Kanun koyucusu insanlar olan, hukuku insan ürünü olan, sorunlarını kendilerinin kurmuş olduğu parlementolara ve büyük millet meclisi dedikleri yerlere götüren bir dine (YAŞAYIŞ TARZINA) BATIL DİN denir. Bunu biraz dağa açacak olursak: Kanunları insan ürünü olan, hukuku insanlar tarafından belirlenen, bu kanun ve hukuk’ ta belirlenirken Allah’ın ve RASULNUN kanun ve hukukuna değer vermeyen, bu kanunlara uyup, uymadığına bakmayan, umursamayan, kısacası YASAMAYI ALLAH ‘TAN alıp İNSANLARA veren dine (YAŞAM TARZINA) batıl din, batıl yaşayış tarzı denir. Bunun en bariz örneği Kuran-daki kâfirun suresidir.
    Onlar, gelip Rasulullah’a ne demiştiler ?
    1-De ki: Ey kâfirler!
    2- İtaat etmem o itaat ettiklerinize,
    3-Siz de itaat etmezsiniz benim itaat ettiğime!
    4-Hem de ben itaat edici değilim sizin itaat ettiklerinize,
    5-Hem de benim itaat ettiğime itaat ediciler değilsiniz!
    6-Sizin dininiz(Yaşayış tarzınız, örfünüz, kanunlarınız) size, benim dinim(Yaşayış tarzım, rabbimin kanunları ve hukuku ) bana!
    Bu kâfirler ne istiyorlardı Rasulullah’ tan? Onlar gibi yaşamasını, onların kanunlarına uymasını. Peki Rasulullah s.a.s.ne diyordu? sizin kanunlarınız, hukukunuz, inanış şekliniz yani yaşadığınız, inandığınız, kabul ettiğiniz DİN (yaşayış tarzı) sizin olsun. Benim DİNİM (yaşayış tarzım, inancım, Rabbimin kanunları) da benim olsun. Rasulullah burada dini yaşam tarzı, hayat nizamı olarak nitelendiriyor. İslam’ın bu kelimeye yüklediği mana şudur; Allah’ın kullarına peygamberi vasıtası ile göndermiş olduğu emir ve yasaklardır. Bunun genel adı ise İslam’dır. Dinin bir yaşayış tarzı olduğunu, kendisine ait kuralları ve kural koyucusunun, ceza hukukunun, anayasasının olduğunu ve bu kuralları insanlar üzerinde uygulayacak, bu kuralara uyacak varlıkların olduğunu söylemiştir İslam adına söz söyleyen kişiler. İslam DİNİN’ de kuralları Allah KOYAR, bu kuralların oluşturduğu kitapsa KURAN-I KERİM’dir, bu kitabı Allah’tan VAHİY yoluyla alıp, üzerine hiç bir şey katmadan ve eksiltmeden bizlere getiren ise Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.s.’dir. Bunu yani kuran-ı insanlar üzerinde uygulayacak olan, ilk insan peygamberdir, peygamberin ölümü sonrasında bu işi en iyi yapabilecek olan Müslümanların seçerek başlarına getirdikleri kendilerinden olan şahsiyetlerdir. İşte böyle KANUN koyucusu Allah olan, anayasası KURAN olan, yöneticisi de Müslümanlardan olan DİNE “YAŞAYIŞ tarzına” İslam dini yani, İslam’a göre yaşayış tarzı denir. Yoksa öyle bir takım meseleleri İSLAM’ a göre, birtakım meseleleri LAİKLİĞİN ve DEMOKRASİNİN kanunlarına göre çözmek, İslam’a göre yaşamak değil, hatta İSLAM dininin kabul edemeyeceği bir etken ve unsurdur. Bu yaşam tarzı kişiyi, kişileri İslam dairesinden çıkaracak bir olaydır.
    Bu meseleyi daha güncelleştirecek olursak; bir insan namazda nasıl ki, Allah’ın emrettiği gibi namaz kılmak zorunda ve öyle namaz kılıyorsa, zekât meselesinde nasıl ki, Allah’ın istemiş olduğu sınıflara parasını vermek zorunda ve öyle yapıyorsa, oruç konusunda, hac konusunda, örtünme konusunda ilahir… nasıl ki, bu zikrettiğimiz konularda Allah’ın emrine uymak zorundaysa ve uymadığı taktirde biz tarafından tepki görüp kabul edilmiyorsa, aynı şekilde bir içki olayında, zina olayında, hırsızlık olayında, adam öldürme olayında, devlet yönetme meselelerinde Allah’ın KURAN’daki hükmüne müracaat etmiyorsa, bu konuda Allah’ın ve Rasulunun hükmünü, söylemlerini kâle almıyorsa, buna mukabil Allah’ın KÜFÜR, ŞİRK ve ZULUM olarak nitelendirdiği, yaratmış olduğu insanlar üzerinde EGEMENLİK kurup Allah’ın hükümlerini tanımayanların koymuş olduğu kanunlara baş vurup onların egemenliğini tanıyorsa, işte böyle yapanların İslam’la, KURANLA, ALLAH’ la hiçbir bağı kalmamış ve Allah’ın sevmediği KÂFİR kullarından olmuştur. Bu yaşantıya da İslam demek, İslam dini demek yanlıştır, batıldır. Böyle yaşayanlar hayatlarını bir dağa gözden geçirip Allah’ın kendilerinden istemiş olduğu, katıksız, saf ve Allah’a has kılınmış imanı gündeme getirmelidirler.
    Çünkü yaşadığımız toplumda insanlar, camide Allah’ın kanunlarına uyuyorlar, hac meselesinde, zekât meselesinde, oruç meselesinde Allah’ın kanunlarına uyuyorlar ama: devlet yönetiminde, ticari hukukta, ahlaki yaşamda, OKULLARDA, hastanelerde, ASKERİ alanda kısacası DEVLETE AİT kamuya ait dedikleri yerlerde Allah’ın KANUNLARINA baş vurmamakta, RASULUNUN hukukunu kâle almamakta, bu kanunlarla insanları yönetemeyecekleri telakkisini yapmaktadırlar. Dağa son

    • hattap diyor ki:

      allah razı olsun bunu yazan kardeşimden her müslümanın okuması lazım bu yazıyı GÜNÜMÜZ’ ÜN KÜFÜR VE ŞİRK UNSURLARI.çok güzel acıklamıs allah ayaklarmızı sabıt kılsın ınşallah

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*


*