Fransız, Alman, İngiliz, Rus gibi devletler Osmanlı’dan bu yana Türkleri Hıristiyanlaştırmak için çok derin ve sinsi faaliyetler yürüttülerse de, Türkiye en büyük darbeyi Amerika’dan almıştır. Türkleri Hıristiyanlaştırmak “büyük müttefik” denilen Amerika’nın 100 yıllık projesidir. Bu sinsilerin oyunlarını deşifre eden Necdet Sevinç “Osmanlıdan Günümüze Misyoner Faaliyetleri” adlı kitabında çok önemli bilgilere yer veriyor. Bu yazıyı okuduğunuzda Amerika ve Amerika uşaklarının ne yapmaya çalıştıklarını daha iyi anlayacaksınız. İşte size o kitaptan alıntıladığımız bazı bölümler…
Türkiye tarih boyunca mücadele halinde bulunduğu Avrupalı devletlere ve Türk Milleti’ni çökertmeye çalışan hıristiyan kültürüne karşı umutsuz bir mücadele verirken, Okyanus ötesindeki papazlar da Osmanlı Devleti’ne taarruz etmek için hazırlık yapıyorlardı.
Kısaca Amerikan Board diyeceğimiz Amerikan Misyoner Teşkilatı 1819 yılında Türk topraklarını programına aldı. Bir yıl sonra 1820’de Amerikan misyonerleri Türkiye’ye gelmeye başladılar. İlk Amerikan misyonu da aynı yıl İzmir’de kuruldu.
Levi Parson, İzmir’e geldikten sonra “Tanrının yardımıyla kudretli günah imparatorluğunu yıkacak sistemi kurmaya ant içtiğini” yazdı. Pling Fish ve Levi Parsons Türkiye’ye gelen ilk Amerikan misyonerleridir.
15 Ocak 1820’de İzmir’e çıkan bu iki ajanı ve onları takip edenler, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki azınlık gurupları hakkında bilgi toplamakla işe başladılar. Rumlara, Ermenilere, Musevilere, Bulgarlara sonraki yıllarda da Süryani ve diğer Osmanlı ekalliyetlerine özel ekipler gönderildi. Amerikalılar öyle hazırlıklıydılar ki, Türkiye’ye gelişlerinden 4 yıl sonra imparatorluğun yumuşak karnı olan Beyrut’ta ilk misyoner okulunu açtılar.
İlk anayasa olarak da kabul edilen Tanzimat Fermanı’nın gayrimüslim Osmanlı azınlıkları için getirdiği teminatlar, Protestanların kiliselerine kavuşmaları, Osmanlı Hükümeti’nin Protestanları ayn bir millet olarak kabul etmesi, Özellikle Bulgar ve Ermenilerin Amerikan okullarına olan taleplerini arttırdı. Patriklerin aforoz tehdidinden kurtulan Ermeniler ve Bulgarlar hiçbir endişe duymadan çocuklarını getirip Amerikan misyonerlerine teslim ettiler. Artık Amerikan Protestanları Türkiye ile daha yakından ilgilenecekti.
Misyonerlerini Türkiye’ye gönderen Amerikan Board, Türkiye’yi 4 bölgeye ayırarak adeta hücre faaliyetine girişmişti. Amerikan taksimatına göre önemli merkezlerde istasyonlar, ikinci derecedeki yerleşim bölgelerinde ise uç istasyonlar kurulmuş, istasyonlara ve uç istasyonlara birer şef atanarak hemen hemen bütün Türkiye denetim altına alınmıştır.
Taksimat kaba taslak şöyleydi:
1-Rumeli Misyonu, Filibe, Samakov, Selanik ve Manastır yörelerini içine alıyordu. Bu bölgede çalışan misyonerlerin hedefi Bulgaristan’ın bağımsızlını sağlamaktı.
2-Batı Türkiye misyonunun görev sahası Trabzon-Mersin hattının batısında kalan ve Anadolu’nun büyük bölümünü kapsayan bölgeydi. Bu misyon Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerle meşgul olacaktı.
3-Doğu Türkiye Misyonu, Trabzon-Sivas-Adıyaman üçgenindeki Osmanlı halklarıyla ama özelikle Ermenilerle ilgilenecekti.
4-Merkezi Türkiye Misyonu’nun görev alanı ise İmparatorluğun Güney bölgeleriydi.
Çoğu zaman adam adama propaganda yapan bu yaygın örgütün çalışmaları Protestanlığın Ermeniler ve Rumlar arasında hızla yayılmasına sebep oldu. İlk Evangelikıl Ermeni Kilisesi Adapazarı’nda ilk Rum Protestan Kilisesi 1867’de Bursa’nın Demirtaş köyünde açıldı.
AMERİKAN KONSOLOSLARINDAN DESTEK
Amerikan Board’un şiddetle reddetmesine rağmen misyoner faaliyetleri Amerikan diplomatik temsilcileri tarafından himaye edilmiştir. Konsoloslar resmi görevlerinin yanında okullara da yardımcı olmuşlar, hatta Board’un okul açmak istediği yörenin halkı ve coğrafi durumu hakkında raporlar yazmışlardır. İstanbul’daki Amerikan temsilciliği 2 Mart 1831’d resmen açılmış, 26 Nisan 1831’de de Amerikan Board’un ünlü ajanı William Goodell’e Konstantiniyye Misyonu’nu kurması için İstanbul’a hareket emri verilmiş ve adam 9 Haziran’da İstanbul’a damlamıştır.
1831’de ilk Protestan merkezinin kuruluşunu, 1484’de Antep, 1851’de Sivas, 1852’de Merzifon, Adana, Ceyhan,1853’de Diyarbakır,1854’de Talas ve Maraş, 1855’de Harput Amerikan Misyoner Merkezlerinin açılmasını takip etti.
18571-1855 yıllarında Diyarbakır’da halkı ifsat ettikten sonra Harput’u geçen George W. Dunmore şöyle yazıyordu: “Harput ovası Türkiye’de gördüğüm en zengin ve misyoner çalışmaları için en elverişli ovadır!”
Dunmore’nin bu raporundan sona, Harput’un 66 köyünden 62’sinde Protestan misyoner istasyonları açıldı!
TÜRKLER HIRİSTİYANLAŞTIRILMADIKÇA!…
Amerikan temsilcikleri yani Amerikan Devleti bu işin o kadar içerisindeydi ki, Amerikan misyonerlerinin faaliyetleri 1892’de Cumhurbaşkanı Harrison’un Kongre’ye sunduğu yıllık rapora bile konu olmuştur.
Sivas konsolu H. M. Jewett’in, James D. Parten’e hitaben gönderdiği 15 Eylül 1887 tarih ve 20 sayılı raporda Anadolu’daki Amerika kolejleri hakkında bilgi verdikten sonra, Amerikan okullarının, Amerikan hükümetince desteklendiğini yazmıştır.
Bu desteğin Sebebi ve Türkiye’de yürütülen misyoner faaliyetlerini nihai hedefi şöyle itiraf edilmiştir:
“Türkleri egemen konumdan çıkarmak.”
Protestanlık paydasında buluşan İngiliz diplomatlarla (mesela Statford Canning) “Amerikalı misyonerlere göre Türkler egemen konumdan çıkarılmadıkça ve Hıristiyan azınlıklar özgürlüklerine kavuşturulmadıkça Osmanlı İmparatorluğu için kurtuluş umudu yoktur!”
Aynı tarihlerde önde gelen Amerikan misyonerlerinden C. Trowbridge, Ermenistan’da bir Turdan Notlar isimli kitabında ‘Türklerin gerek insan olarak kendilerinin, gerekse tüm toplumsal kurumlarının ilkel olduğunu’ iddia ettikten sonra kendince kurtuluş yolunu da gösteriyordu:
“Bunun bir nedeni ırksal, bir nedeni de dinseldir. Türkleri Hıristiyanlaştırmadıkça kurtuluş yoktur.”
MİLYONLARCA KİTAP BASTILAR
Amerikalılar, Türklerin Hıristiyanlaştırılması, bu mümkün olmazsa çeşitli Osmanlı azınlıklarını Protestanlaştırıp, bu Protestan kitleyi kullanarak Osmanlı Devleti üzerindeki kültürel ve siyasi hedeflerine ulaşmak için Malta’daki matbaayı devreye soktular. Temmuz 1822’de faaliyete geçen bu matbaa 4,5 yılda 8 milyon sayfaya yakın baskı yaptı. 1824 ve 1827’de daha güçlü makinalarla takviye edilen matbaada 1830 yılından itibaren Ermeni harfleriyle Türkçe kitaplar basılmasına karar verildi, Ermeni harfli ilk Türkçe İncil de (Ahdi Cedit) aynı yıl basıldı.
Menfaatler gereği İzmir’e taşınan matbaa, İzmir’de faaliyet gösterdiği 20 yıl içinde toplam 20 milyon sayfayı aşan 200 kadar kitap basmıştı ki, bu rakamların nem ana ifade ettiğini anlamak için İbrahim Müteffiraka’dan yani 1729’dan 1839’a kadar bizde basılan kitap sayısının 500’ü geçmediğini hatırlamak gerekir.
AZINLIKLARI KIŞKIRTMAK İÇİN DERGİ BASILDI
1853’de İstanbul’a nakledilen matbaada çeşitli Osmanlı azınlıklarını, Osmanlı Devleti’ne karşı biraz daha kışkırtmak için aylık ve haftalık dergiler çıkarılmaya başlandı. Avedaper Mecmuası Ermeniler için aylık ve haftalık olarak yayınlanıyordu. Ermenice bilmeyen Ermeniler içni de Ermeni harfli Türkçe yayın yapıyordu. Ayrıca Rumlar için Rumca Angliophoros, Bulgarlar için Bulgarca Zornitza dergileri çıkarılıyordu. Haftalık Neşra kukab-es Sabah ve aylık Muktatif. Her ikisi de Arapçaydı.
Yoğun faaliyetleri sebebiyle Amerikalılar, Türkiye’ye gelişlerinden sadece 4 yıl sonra 1824’de 2 Ermeni din adamına Protestanlığı kabul ettirdiler. 1846’da İstanbul’da ilk Protestan kilisesi açıldı. Kilise sayısı aynı yıl 4’e yükseldi. 1901’de 49 bin 959 kişilik cemaati bulunan 112 Protestan kilisesi bulunuyordu.
–—-
Kitabın devamından, bu gün kültürler arası diyalog adı altında, dinler arası diyalog tezgahının yoğun olarak kurgulandığı Şanlıurfa ve çevresinin Amerika misyonerlerinin yoğun faaliyet alanı olduğu anlaşılıyor.
Osmanlı’nın bölünmesi ve parçalanması için elinden geleni ardına koymayan Amerika şimdilerde ise dinler arası diyalog ile dinimizi, özerklik oyunu ile de bir avuç vatanımızı bölmenin peşinde.
Amerika ve papazlarla işbirliği yapanlar da bu vebale ortak oluyor, Şer odaklarının emelleri için birer maşa haline dönüşüyorlar.
Ehli sünnet müslümanlara düşen vazife ise bu oyunu deşifre etmek ve misyonerlere karşı İslami faaliyetleri çoğaltarak cevap vermektir. Bunun başında Kur’an Kursları ve medreseler gelmektedir. 15. asrın Mücedditi Mahmud Efendi Hazretlerimizin “Her mahallede bir erkek bir kız Kur’an Kursu olsun” sözü boşuna değildir. O bizim göremediklerimiz bu gerçekleri görmüş ve hastalığın ilacını söylemiştir.
www.ismailaga.info
Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !
...














Allah razı olsun sizlerden kardeşlerim. Sizler de olmasanız ABD bayrağını salonlarından çıkarıp balkonlarına asan kafirler sürüsüyle başbaşa kalır ve dışlanırdık ki o güruh Irak katliamlarındaki sessizliğiyle iyi tanınır. Şu gecenin yüzü suyu hürmetine Amerika’ya hizmet edenlerin iki yakası bir araya gelmesin.
Hocamızın başına gelen olaydan yeni haberim oldu, ben de gündüz niye kimlik nomu soruyorlar diyordum. Müslüman oldun mu şüpheli şahıs yerine konuluyorsun, ne güzel İstanbul! Hocamıza iftira atıp Fox ve Amerika’nın içimize sızmış işbirlikçilerine gururla servis ediyorlar Obama’nın askerleri. Vehabiler bile bu kadar yapmaz. Bela Allah dostları için bir lütuftur diye öğrendik. Korkumuz yok ELHAMDULİLLAH!
selamunaleykum.bu olay kardeslerım ısmaılagadakı son zamanlardakı bolunmeyı bıtırdı.sımdı bırlık olup bunları alasagı vaktıdır.hepımız cubbelıyız hepımız bayram alı hızır alıyız.nasıl oyunları bosa cıktı kı bır anda kenetlendık elhamdulıllah.zafer bızımdır ve cok yakındır.unutmayın bu cemaat sahabe ı kıramın devamıdır.selamunaleykum kardeslerım
ey müslüman kardeşlerim ALLAH cc KURANI kerimin birçok yerinde küfrün tek millet olduğunu bildirmiştir onlardan azgınlıktan başka birşey beklenemez bizi asıl oyuna getirenler içimizdeki münafıklardır onların tuzağına düşmemenin tek yolu ilimdir başımıza ne geldiyse ilimsizlikten geldi BU dini doğru öğrenmek ve öğretmek hepimizin görevi aksi taktirde bizi maç başında dizi takibinde uyutup misyonerlik yapıyorlar cübbeli hocamız gibi hocaları türlü oyularla etkisiz bırakıyorlar hepimiz buyolda çalışırsak onların oyunlarını inşallah bozarız bu millette ilim olsa kendisine hırıstiyanlık pazarlayanın kafasını koparır
İngiliz Meclis-i Mebusanında, Müstemlekat Nazırı elinde Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta, “Bu Kur’an İslamların elinde bulundukça, biz onlara hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut Müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız”
Risale-i Nur Tarihçe-i Hayat
Said Nursî, altmış beş sene evvel Van’da Vali Tahir Paşanın yanında iken okuduğu bir gazetede, İngiliz Müstemlekat Nazırının İngiliz Meclis-i Mebusanında elinde Kur’an’ı göstererek,
“Bu Kur’ân Müslümanların elinde kaldıkça, biz onlara hakîki hakim olamayız. Ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız” sözü üzerine, rûhunda bir feveran ve nihayetsiz bir gayret uyanır; Kur’an’ın bir mu’cize olduğunu ispat ederek, her tarafa neşretmek ve kafirleri tam susturmak ister, buna katî karar verir. Van’da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi, alem-i İslamın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.”
recul-i facir kardeşime bir söz.
Şöyle diyor Said– Nursi:
“Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.” (Kastamonu Lahikası,s.45)
kendisi “Misyonerler ve Hristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)
diyerek diyalok istemiştir. ben tereddütlü adamların sözlerine inanmam. Müslüman kardeşlerimede duyurulur.
ziya!ben nurcu değilim ama şunu söylemeliyim ki said nursi hazretleri gerçekten bütün ömrünü insanların imanını kurtarmak için harcamış büyük bir adamdır.onun bazı sözleri özellikle senin de yanlış olarak yazdığın kastamonu lahikasındaki bir mektubu çarpıtılıyor veya yanlış anlaşılıyor.ordaki yazı iyi ve dikkatli okunacak olunursa bediüzzaman hazretlerinin islamiyeti duymuş olan hristiyanları kesinlikle şehit saymadığı,mükafat vadetmediği görülecektir.sadece 2.dünya savaşında harp acıları içinde kıvrananların eğer buluğ çağına gelmediyse yani daha dinle mülellef olmadıysa şehit sayılacağından vaya buluğ çağına ulaşsa da eğer islamiyeti duymamış peygamber efendimizin ismini işitmemiş hristiyanların ise büyük mükafata kavuşacağından belki cehennemden kurtulacağından bahsetmekte.ki bediüzzaman hazretleri şafiidir ve itikatta eşari mezhebindendir,eşari mezhebinde ise kendilerine peygamber gelmemiş,davet ulaşmamış insanlar ehli necattır.said nursi hazretlerinin görüşü de bu doğrultuda ve eşari mezhebine uygundur.yoksa haşa peygamber efendimizin ismini sıfatlarını mucizelerini doğru bir şekilde duyup da yani kendisine islam tebliği ulaşıp da müslüman olmayanların dünyada ne türlü acı içinde olursa olsun ebedi cehehennemlik olduğu konusunda bir ihtilaf yoktur.aksine iddia küfürdür.bediüzzaman hazretlerinin de böyle bir iddiası yoktur.lütfen günümüzde nurcu oduğunu bediüzzaman hazretlerinin yolunda yürüdüğünü iddia edenlere bakıp da bediüzzaman hazretlerini kötülemeleyelim.aksine hazretin eserlerini dikatlice araştırıp nurcu olduğunu iddia eden bozuk insanların iddialarına bizzat onun eserlerinden cevaplar verelim ve onların hem islamiyete hem de said nursi hazretlerine muhalif olduğunu ispat edelim
Ozellikle Cennet mekan padisahimiz Sultan Ikinci Abdulhamid Han’in belli konulardaki hassasiyeti ve kulyutmazligi ile mucadeleci ruhu dolayisiyla kafirlerin hinci artti Turk topraklarina ve inanclarina.
T.
muhammet youtube’de o şahsın isminin sonuna gerçeği yazısını yaz ve çıkan videoyu izle sana cevap olur